İÇ DÜŞMAN İLE DIŞ DÜŞMAN ARASINDAKİ FARK!? (II)

Yazı sohbetimizi tarihsel yönde ders-i ibret içeren, bir çok hadiseyi kapsamına alan bir başlık altında sürdürüyoruz.. Ki yazı serimiz, oldukça devam edecek.. Çünkü “İç düşman ile dış düşman arasındaki fark” gözetilmediği sürece, toplumlar ve ülkeler hiçbir şekilde; “istiklali, istikrarı ve istikbali” sağlayamazlar…

Nitekim tarihe baktığımızda, İslam dünyasını sarsan, memalik-i İslamiye’yi küfür dünyasına peşkeş ettiren, İslam coğrafyasını en katlamalı şekilde bölen- “içteki düşmanlar” olmuştur.. Ve bu içteki düşmanlar da hep Batının sömürgeci devletlerinin nam-ı hesabına yapmıştır..

İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara İslam coğrafyasını sömürebilme imkanını, ülkelerin yönetimsel yönde iradesini peşkeş ettiren, Osmanlı ordusunun bünyesindeki birkaç paşa adını taşıyan maşalar olmuştur. Bu münafıkların elleriyle, sözde anlaşma diye ifade edilen imzalarının sayesinde yıkımlar gerçekleşmiştir…

Nitekim, kahraman Anadolu mücahitleri sayesinde kurtuluş savaşında canhiraşane mücadeleyle zafer elde edildi.. Özellikle yunanlar denize döküldü. Elbette ki, bu tarihi zafer inkâr edilmez bir gerçektir. 

İngilizler ve Fransızlara karşı da, o kahraman mücahitlerin iman gücü cihadıyla yapmış olduğu mücadele sayesinde, istiklalimiz, kurtuluş savaşımız taçlandırılmıştır…

***

Amma velâkin. 

Ne yazık ki “kurtuluş savaşı” sonrasında “sahada kazanılan masada kaybedilen” bir döneme evrildi..  Sömürge devletler önceden planladıkları tezgahları devreye sokarak, içimizdeki münafık tıynetli, emperyalist uşaklarını harekete geçirdiler..

Dünya emtiası adına tüm değerlerini “İngilizlere ve Fransızlara” beş para eden münafıkların en büyük tahribatı, “Lozan” denilen hezimeti “zafer” diye yutturularak altına imza atmaları oldu..

Milyonlarca kilometrekarelik topraklar “emperyalistlere” teslim edildi, İslam coğrafyası, koca Osmanlı imparatorluğu dile kolay, 740 bin kilometrekarelik alana sıkıştırılarak, mahkumiyet verildi…

Hazin olan şudur ki; İslam dünyasına tüm bu yapılan “içteki ihanetliklerin” müsebbipleri de “kendilerini kurtarıcı, kahraman olarak” göstermeleri olmuştur.. Çünkü yapılan tüm planların özeti; bunu gösteriyor…

Bakınız, çağın allamesi üstat Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin “İ’şaratül İ’caz” isimli kitabında, tüm bu yaşanan hadiseleri İslam tarihinde yaşanan olayların ışığında bir ölçüde, “nakış gibi” anlatmaktadır…

***

Kur’an, Küfrü temsil eden müşrikler ve kafirler hakkında 2 ayetten sonra gelen ve böylesi münafıklar hakkındaki 12 ayetin başlangıcında şöyle bir tarif yer alıyor…

Bakara Suresinin 8. Ayeti..

Bakınız, münafıkları mealen şöyle tanımlıyor; 

“Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki gerçekte inanmadıkları halde ‘biz Allah’a ve Ahiret gününe inanıyoruz’ derler.”

Oysaki inanmıyorlar. 

Hem Allah’ı, hem de inananları yanıltmaya, aldatmaya çalışıyorlar(!)

Bu kisveyle, bu unvanla, bu markayla toplumun içinde çok büyük tahribatlara neden olmaktadırlar.. Özellikle siyaset âleminde çok büyük tahribatlar yapıyorlar..

Siyaset dünyasında, medya dünyasında, bazı mevcut gizli oluşumlar dünyasında aynı unvanla planlarına devam eden münafıkların tehlikeleri toplumu sarsıyor, dejenerasyona uğratıyor, ahlaki çöküntülere neden oluyor. 

***

Bakınız, Üstad Bediüzzaman’dan soruyorlar.

Kâfirlerin zemmi hakkında yalnız iki âyetle iktifa edilmiştir. On iki âyetin hülâsasıyla münafıklar hakkında yapılan itnab (uzunca anlatım) neye binaendir?

***

O büyük Üstad şöyle cevap veriyor; 

“Elcevap: Münafıklar hakkında itnabı (uzunca anlatımı), yani tatvili icap ettiren birkaç nükte vardır:

Birincisi: Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur. Aldatıcı olursa, fesadı daha şedit olur. Dâhilî olursa, zararı daha azîm(büyük) olur. Çünkü dâhili düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır. Haricî düşman ise bilâkis, asabiyeti şiddetlendirir, salâbeti arttırır. Nifakın cinayeti, İslâm üzerine pek büyüktür. Âlem-i İslâm’ı zelzeleye maruz bırakan nifaktır (münafıklıktır). Bunun içindir ki Kur'ân-ı Azîmüşşan, ehl-i nifaka fazlaca teşniat (kötüleme) ve takbihatta bulunmuştur (çeşitli kötüleme ifadelerini telaffuz etmiştir ve onlarla münafıkların büyük çapta tahribatları hakkında portrelerini çizmiştir.)”

* * *

Sevgili okurlar. 

Bir önceki yazımda da ifade etmeye çalıştığım gibi, bundan 20-30 sene evvel olup biten bazı hadiselerin ipuçları ortaya çıkmıştır. 

Ne yazık ki liberal demokrasi adını taşıyan bir anayasa, bir mevcut sistemin varlığı, her ne kadar kendini suret-i haktan gösterip kurtarıcı olarak kendini lanse ediyor ve öyle tanımlıyor ise de; ama heyhat!

Hiç de öyle değil. 

Tam tersine. 

Suçlu daima elini kolunu sallayarak rahatça dolaşıyor. 

Mağdur ve mahzun olan, zarara uğrayan insanlar ise daima hayal kırıklığına uğratılıyor. 

İşte bu hazin tabloya da;”hak ve adalet deniyor(!)”

***

Sevgili okurlar..

Ülkemizde ve bu coğrafyamızda, yıllardan beri milli sermayeden yapılan bunca harcamalar, milletin alın terinden dökülen vergilerle oluşan bütçeler; “terörle mücadele” adına harcanıyor..…

Elbette harcanacak…

Elbette ki iyi niyet var. 

Amma velâkin, sorunun çözümü noktasında “o iyi niyet” yalnızca yetmiyor. 

Zira o iyi niyetli insanlar yönetimi elinde tutan insanları tam kontrol altına alamıyor. 

Çünkü devletin iyi niyetinden, maddi imkânlarından, ekonomisinden faydalanan birçok çeşitli ideolojilerle donatılan “iç düşmanlar” var…

Hele hele devletin resmiyeti bünyesinde yetiştirilip üniformaya kadar ulaşan nice hıyanet şebekelerini bu ülke gördü…

Ve ne yazık ki DHKP-C’sinden tutun da FETÖ’süne kadar.. Ki,FETÖ’sünden tutun da PKK’sına kadar..

Ve sayabileceğimiz nice yasadışı örgütlere kadar…

Ki say say bitmez..

Ama hepsi görülen lüzum üzerine devleti içten vurmuşlar, halkı mağdur etmişlerdir..

Elbette ki bunların bir dakika bile bu memlekette yaşamaması gerekirken, ne yazık ki uzun ömür yaşamışlar ve çok büyük çalışma hürriyetiyle kendilerine özgürlük alanları yaratarak, palazlanıp büyümüşlerdir..

Ve hatta karşılığında da bilakis mükafatlandırılmışlardır. 

Bunları yıllardan beri yazıyoruz çiziyoruz, anlatıyoruz. 

“Ama kime söylüyorsun?” sorusuna da bir türlü cevap alamıyoruz. 

* * *

Bakınız, Gazeteci Yazar Mustafa Müftüoğlu “CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÖNEMLİ OLAYLAR” isimli kitabının özetinde şöyle diyor; 

Osmanlı İmparatorluğunun hatta cumhuriyet dönemimizin pek çok olayı karanlıktadır. 

Öyle ki maalesef günümüzün Türkiye’sinde tarih anlayışı merhum Ahmet Cevdet Paşa’nın “Tarih ilmi çok gerekli ve faydalıdır” demesi çok önemli. 

Tarih, topluma geçmişin olaylarını, okumuşlara da o olayların iç yüzlerini öğretir. 

İşte karanlıkta kalan bu noktaları aydınlatmak, tarihçilerimizin görevidir. 

Değerli Gazeteci Yazar Mustafa Müftüoğlu da tam bir tarihçi şuuru içinde ve ilmin ışığında bu esrarengiz olaylar üzerindeki sır perdesini kaldırmaya imkân el verdikçe aralamaya çalışmıştır. 

Geleceğin emniyeti (teminatı) geçmişi iyi bilmekle mümkün olacağından tarihin önemini bu kitapta kaleme almıştır. 

Tarihimizi kirleten, insanımızın zihnini bunaltan nice hainlerin varlığı, 27 Mayıs harekâtını müteakip Yassıada’da kurulan olağanüstü bir mahkeme Menderes’i idam etmiştir. 

Daha bundan önce de tek parti şeflik ve dipçik dönemindeki olup bitenlerin haddi hesabı yok. 

Allah izin verirse, ömür devam ederse biz siz değerli dostlarımızla tüm bu olup biten pislikleri anlatacağız, deşifre edeceğiz. 

Affınıza da sığınarak pek tabi ki, birçok haramzade itlerinin de ipliklerini pazara çıkaracağız. 

En derin saygı ve sevgilerimle.