POST MODERN LAİK DEMOKRATİK SİSTEM!?.. (III)

Sohbet serimiz devam ediyor!.. Bugün üçüncü gündeyiz.. Yazıya başlık olarak kullandığımız ifade anlam itibariyle, “tarihsel derinliğe” sahiptir.. Yani, sıradan bir kavram teşkil etmiyor..

***

Çünkü özünde, “toplumsal bir buhran” vardır.. Yolsuzlukların, usulsüzlüklerin, keyfiyetin, barbarlığın, vesayetin, terör yaratıcı davranışların, ırkçılığın, bölgeciliğin, toplumsal kargaşayı körükleyen, hizipleşmenin, ötekileştirmenin despotluğu söz konusudur…

***

Dış orjinli, siyonizmin, emperyalizmin, faşizmin nam-ı hesabına siyasi ve sosyal uygulamaların hayat bulduğu, Türkiye’yi “milli ve yerli” rotasından çıkarıp, batı endeksi “batıla biat eden” sömürgeci, anlayışı barındırıyor, bu kavram…

Ruhundaki en vahim işleyiş ise, “toplumu dejenere” edip, ahlaki çürümüşlüğün batağında ğark etmektir..

***

Nitekim Türkiye’nin son yüzyılı bunun en bariz vesikasıdır!… Gerek geçmiş, gerekse mevcut hal ve gerekse de, yarınlara dair yaşanan ve yaşatılan tüm olumsuzlukların, üreme merkezi, antidemokratik hukuk dışı keyfiliğin membasını teşkil ediyor, bu kavram!…

***

Oysa ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “Anayasal bir hukuk devleti” kimliğine sahip olması gerekir!… Ki Anayasa’nın hükümleri, bunu açıkça ifade ediyor “Sosyal Hukuk Devleti” olduğuna ilişkin.. Ama gel gör ki, yukarıda da ifade ettiğim gibi antidemokratik hukukdışı mezalimlerin envaisi, mevcut sistemin gölgesinde, kendine yer buluyor.. Siyasal iktidarın himayesinde bunlar yapılıyorsa da, ne yazık ki dün olduğu gibi bugün de “dur” diyen yoktur…

***

Ki bırakın “dur” demenin zamanının gelip geçtiğini, hesap sorma noktasında bile büyük bir zafiyet söz konusudur…

Elbette ki meşru zeminde millet, “olup-bitene dur deme noktasında, şansı elde ettiğinde” bunu değerlendirecektir..

Ve tavizsiz şekilde, gerekli uygulamayı başlatacağına inanıyoruz.. Aksi takdirde, mevcut hal, toplumsal bir derbederlik çağrısıyla kendini idame etmeye devam edecektir…

***

Her ne kadar hal-i hazırda toplumda bir “kafa karışıklığı” söz konusu ise de.. Öyle inanıyorum ki, “çare arayan” bu millet bir kez daha, yüksek ferasetiyle, atacağı doğru adımla, Türkiye’yi “kötü atmosferin” içinden çıkarıp, ruhundan arındıracaktır…

***

Çünkü, mevcut hal hiç de iyi bir hal içermiyor.. Cumhursuz bir Cumhuriyetin kuruşulundan günümüze dek, yaşanan antidemokratik hukukdışılıklar kesintisiz bir şekilde, kendine “hayat” alanı oluşturmaktadır.. Ve gelen giden iktidarların gölgesinde, “tüm olumsuzluklara, rüşvete, yolsuzluğa, usulsüzlüğe” meşruiyet kazandıran, anlayışın mekanizması işlem görüyor…

***

 

En çok gündem olan, Yerel yönetimler!.. Özellikle de, Doğu ve Güneydoğu’da, kurumlar dökülüyor… Yolsuzluklar, usulsüzlükler, birçok önemli resmi kurum ve kuruluşlarda iş yapmama, vatandaşın cebinden bir şeyler bekleme çürümüşlüğü, kabardıkça kabarıyor…

Belediyelere git, özellikle bölgemizdeki HDP’nin kazandığı büyükşehirler olsun, diğer ilçeler olsun HDP’den arındırılmış kayyım atanan belediyeler olsun…

***

İnanın son atanan kayyumlar, valiler, kaymakamlar hariç.. Yani, son iki üç ay içerisinde Diyarbakırımıza atanan valiler, kaymakamlar, kayyumlar, belediyeleri yöneten kadroları tenzih ederek, eski dönemlerde yaşananlar “vay ki vay” dedirtiyor…

Siyasal iktidarın atadığı bu valiler, bir çok kayyumlar, maalesef HDP’den kalan yanlışlıkları, usulsüzlükleri, adam kayırmaları, rüşvetler vs… Enva-i türlü, “hukukdışı, keyfiliği, çıkarı, rantı” o biçim, işleme koymuşlardır…

***

HDP’den eser olarak kalan bu  olumsuzluklar devam ede gelmiştir… Hatta HDP’den daha dik alası yapılarak, organizasyonların tertiplendiğini ifade edebiliriz…

Gerek sayın Cumhurbaşkanımız, gerekse sayın İçişleri Bakanımız bunların farkında olduğu için zaman zaman bu tür kadroları değiştirmeye çalışıyorlarsa da HDP’den kalan kuluçkalar ne yazık ki AK Parti dönemindeki bazı yanlış uygulamalardan dolayı o kuluçkalar civcivlerini çıkarmıştır..

Kendisine has, üreme yapmıştır..

Ve hal-i hazırda, mevcudiyetin dik alasını yapmaktadırlar..

***

Yeni kadrolar…

Yeni valiler…

Yeni kayyumlar..

Yeni kaymakamlar..

Yeni genel sekreterler..

Görev bilinciyle, iyi niyetli bir yönetim sergileme gayreti içerisinde bulunuyorlar…

Öyle inanıyorum ki bundan kimsenin şüphesi yoktur…

Ehliyet ve liyakat ölçüsüne önem veriyorlar..

Ama ne var ki, alt kadronun macerası o bizim işliyor…

Çünkü önceden yatan kuluçkanın ürettikleri çoğalmış, palazlanmış kendisine özgü, oluşturduğu zeminde, istediğini icra edebiliyor…

***

Şu ana kadar söylediklerimiz sivil kadrolara yönelik!…

Demem o ki, yerel yönetimlerde ve iktidar parti teşkilatlarının bünyesindeki bazı yanlış insanların hala da iktidar partisi tarafından korunması, der demez sorgulatıyor..

Çünkü vaziyet, sıradan bir olay değildir diye düşünüyoruz.

***

Tabi bu faslı burada noktalayalım..

Gel gelelim, 28 Şubat sürecine…

O dönemde, olup biten maceralara bir bakalım…

Hiç kuşkusuz ki, bu kirli maceralar bugünün eseri değil, mevcut sistemin varlığıyla dünden gelerek, hayatiyet bulmuştur..

28 şubat Türkiye açısından, tarihin en karanlık ve kirli zaman dilimini içeriyor..

Çünkü bu evrede işleyiş, vatandaşı çok mağdur etmiştir..

Nice aileleri darmadağın etmiştir..

Nice masum insanları faili meçhule kurban ettirmiştir…

***

Demiştik zaman akıl veren en temel unsurdur.. Ve olayları deşifre edendir…

Her şeyi insanlara zaman ve süreçler hatırlatıyor..

Beyinlerde, kalplerde  yazılan kırılmalar “iz” bırakmıştır..

Ve, hiç unutulmaz, unutulamazdır…

Evet!

28 Şubat olayları darbeci, vesayetçi kendine postmodern adını verip batı çalışma grubu tarafından bu kez sivil yönetimde değil, askeri yönetimde bu hukukdışılık, antidemokratik mezalim uygulanmıştır.

Açık ve net olarak söyleyelim, elimizde çok bariz şekilde belgeler var..

Ki bu belgeler, o dönemlerdeki şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kutsal üniformasını kirleten nice hain, cepçi, sarhoş, uçkurcu insanların varlığını ifşa etmektedir..

Ki biz onları gördük, yaşadık, yazdık…

Bu insanlar terör odaklarını bahane ederek, “Terörle mücadele ediyoruz” adı altında fazlasıyla terörü pompalayarak, körükleyerek terör odaklarını oldukça toplumun üzerine salarak, palazlanmasına imkan sağlamıştır…

Hem de gizli anlaşmalarla bu işleri yapmışlardır…

“Ben yapmadım, PKK yaptı veyahut Hizbullah yaptı, irticacı unsurlar yaptı, din anlayışı altındaki cumhuriyetle, demokrasiyle, laiklikle ters düşen unurlar bu işleri yaptı” gibisinden, kılıflar icat ederek, yaftalarla toplumu rencide edip, benliğini zehirlemiştir…

***

Sevgili okurlar…

Dünkü yazımızın başlığı altında size bir belge sunmuştum..

Yani bir küpür…

Bu belge 4 Şubat 2000 tarihine aittir..

Jandarma Genel Komutanlığı Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı Diyarbakır’a başlığını taşıyor…

Belge sahte ve uyduruk bir fişlemeyi içeriyor…

Dönemin DGM Başsavcısı solcu ve gizliden gizliye PKK’lılarla iş tutan Diyarbakır barosuna bağlı bazı avukatlarla işbirliği yaparak, inanan kesimin üzerine yaftalar yağdırarak hileli, kirli fişlemeler gerçekleştirildiğini deşifre ediyor..

Nerdeyse her saat başı dindar inanan iş adamları üzerine gidilerek onları hedef tahtasına koyup, böylece devletin verdiği görevi ve yetkiyi çok kötü bir şekilde, amaçları doğrultusunda kullanmışlardır.

Bunu yapan dönemin Jandarma İstihbarat Şube Grup Komutanı..

Peki, yetkili zevat kimdir?

Kamuoyunun yakından tanıdığı biri..

Dönemin Jandarma Yarbayı Cemal Temizöz..

Dünkü sohbet yazımızda bunun özellikle bize istinaden hazırlanan bir fişleme olduğunu ifade etmiştim…

Fişleme kirliliğine ilişkin dökümanın küpürünü sizinle paylaşmıştık…

Bu fişleme, bu kirli rapor dönemin DGM Başsavcısı Nihat Çakar’ın imzasını taşıyor..

Ki o dönemde işbirliği yaptığı 7. Kolordu Komutanlığındaki albaylardı…

Sözde bir rapor hazırlayarak devletin DGM’deki çalışan bazı hakimlerini hukuka dayalı vermiş olduğu kararları “çürütme” adına, yapılan bir andıçlama..

Çünkü işlerine gelmediği için, onların nam-ı hesabına hareket etmedikleri için bu yalan ve sahtekarlıklarla dolu tezvirat, iftira, komplo teorisini hazırlayarak, terör estiriyorlardı…

Bunun sebebi mucibesi de DGM Cumhuriyet Başsavcısı Nihat Çakar’ın aldığı rüşvetten dolayı şikayet edilmiş, bizden taraf deşifre edilmiş ve o intikamı almak için çocuklarımıza PKK veya Hizbullah yaftalarını yapıştırmışlardı..

Bize göre bu devletin çok büyük ayıbıdır ve ne yazık ki devlet bu insanı emekli etmiş, devlet bütçesinden emekli maaşını veriyor.

Bu ekip, o dönemin çok ağır bir ekibiydi.

Bu ekibin başını çeken de elbette ki 7. Kolordu Komutanı Yaşar Büyükanıt, DGM Cumhuriyet Başsavcısı Nihat Çakar, solcu Marksist rafizi mezhebine inanmış bir insan.

Aynı zamanda Jandarma İstihbaratını da kullanarak onların hazırladığı kirli raporlarla bunları gerçekleştirmiştir.

Bakınız o kirli fişlemeyi harfi harfine buradan size aktarıyoruz.

Sohbetimiz fazla uzun olmasın diye bu fişlemeyi üç gün boyunca sizinle paylaşacağız.

“4 Şubat 2000

İSTH: 3590-81-00/96

Konu: 4 Nolu DGM Başkanı Hakim Ali Çağan Hakkında

7. Kolordu Komutanlığı’na Diyarbakır

1. DİYARBAKIR, 1800’lü yıllardan itibaren Kürt isyanları, 1970’li yılarda Kürtçülük hareketleri, 1980’li yıllardan itibaren de artarak devam eden BÖLÜCÜ, KÜRTÇÜ ve İRTİCAİ terör olaylarının yaşandığı, stratejik konumu nedeni ile terör örgütlerinin vazgeçemediği, terör örgütlerinin beyin takımlarının yetiştiği, kısacası “DEVLETİN VE ÜLKENİN BÜTÜNLÜĞÜNE VE CUMHURİYETE” yönelik işlenen suç ve suçluların adeta toplanma noktası haline getirilmiş bir ilimizdir.

2. DİYARBAKIR içinde, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemesi mevcuttur.

3. Güvenlik güçlerinin büyük feragat ve fedakarlıkları sonucu sakat kalma, hatta şehit olma pahasına ele geçirdikleri terör suçlularının , söz konusu mahkemede görev yapan ve terörle mücadelenin önemini kavrayamamış veya bilinçli olarak taraflı hareket eden hakimlerce tahliye edilmeleri kamu vicdanında derin yaralar açmaktadır.

4. Özellikle irticai suçlarla ilgili davalarda 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği kararlar dikkat çekici ve incelemeye değerdir. Bahse konu mahkeme heyeti incelenmiş olup, Mahkeme Başkanı Hakim Ali ÇAĞAN’ın,

a. İmam Hatip Lisesi mezunu olduğu, 1996 yılında Refah Partisi marifetiyle DİYARBAKIR 4 nolu DGM yedek üyeliğine, aynı 3 nolu DGM asil üyeliğine, 1997 yılında da 4 nolu DGM başkanlığına atandığı, aynı zamanda DGM Adalet Komisyonu üyeliği görevini yürüttüğü,

b. Hakim Ali ÇAĞAN’ın kendisiyle aynı düşünceleri paylaşan arkadaşlarını da etkileyerek adliye binasında mescit açma gayre içerisine girdiği,”   (Devamı yarın)

***

Evet!

Bu tüyler ürperten, devleti temelinden sarsan, ibretlik tezvirat levhasını gerçekleştiren 28 Şubat dönemindeki sözüm ona devletin önemli makamlarını işgal edenlerin altında imzası bulunuyor..

Bu zevat, ne yazık ki yıllardan beri yazmamıza rağmen, şikayet etmemize rağmen 28 Şubat’tan sonra gelen iktidar partisi bunlar hakkında herhangi bir işlem yapmamıştır, yapmaya da yanaşmamıştır.

Diyarbakır’daki o kirli ekibin vatandaşlara yaptığı kirli fişlemeler mevcuttur.

Devletle milleti nasıl karşı karşıya getirmişlerdir..

Bu komplo teorisyenlerinin ne yazık ki yaptıkları yanlarına kar kalmıştır..

Tüyleri diken diken eden ve devletin ciddiyetini gerçekten kökten sarsan bu tür edepsizlere devletin gereken dersi vermesi gerekir..

Ki bu görev de elbette ki Adalet Bakanlığına düşer, İçişleri Bakanlığına düşer..

Bu ibretlik fişlemelerin deşifresi edilmesi, gerekiyor…

En derin sevgi ve saygılarımla…