ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN’IN 33 YILLIK YÖNETİMİ!? (IV)

Sevgili okurlar.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi muhterem Emine hanımefendi ile birlikte Covid-19’a yakalandığı, kamuoyuna duyuruldu.

Cumhurbaşkanını sevenler elbette ki biz dâhil olmak üzere herkes üzüldü.

Kendilerine “büyük geçmişler olsun” denildi.

Biz de aynı şekilde geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ve Allah’tan acil şifalar diliyoruz.

***

Tabiatıyla Türkiye’de yüz yıldan beri mevcut sistemin bünyesindeki sürdürülmüş olan siyaset, politika, o paralelde gelen giden Cumhurbaşkanları ve Başbakanların hiçbiri Sayın Erdoğan kadar uzun ömürlü bir yönetim şeklini sürdüremedi.

Gerek Başbakanlık dönemi olsun, gerek Cumhurbaşkanlığı dönemi olsun, çok büyük titizlikle devlet ile milleti birbiriyle kaynaştırdı...

Türkiye’yi de yüksek seviyelere taşıdı...

Amma velâkin.

Görünen odur ki tüm bunlara rağmen nerdeyse Türkiye, Osmanlı döneminin son dönemini yaşar bir tehlikeyle karşı karşıyadır...

Şöyle ki...

Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han 33 sene gibi uzun bir süreç Osmanlı devletini yönetti.

Bir cihan devleti olma hasebiyle dosta düşmana kendini kabul ettirdi.

Ancak “Sarayın içerisindeki entrikalı sinsi oyunlara” karşı sınıfta kaldı..

Çünkü Ulu Hakan’ın etrafındaki yakınları, özellikle Sarayın damadı durumunda olan Prens Sabahaddin’in babası olan Osmanlı Adliye nazırlarından yani bakanlarından Mahmud Celaleddin Paşa, Sultan Abdülhamid’i sırtından vuran kişilerin başında geliyor...

Objektif, tarafsız tarihi kaydeden tarihçiler bu entrikaları bir bir yazıyorlar.

Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın babası Abdülmecid’in kızı Seniha Sultan’la evli..

Sarayda en kilit noktalarda görev yapan biri!...

Ancak, Padişah’ın aleyhinde ajanlık yaparak mason localar ile Ermeni ve Yahudi komitelerle işbirliği yapıyor...

Yıldız Sarayı’nın içini karıştıran, Abdülhamid’in siyasetini zaman zaman laçkalara uğratan kişi.

Çünkü mason.

Ne var ki, Yıldız Sarayı’nda birinci sırada söz sahibi.

Oğlu Prens Sabahaddin ise II. Meşrutiyet’in kuruluşunda kurulan yeni mecliste İttihat ve Terakki Cemiyetiyle işbirliği yaparak dayısı Abdülhamid’i tahttan indirmekte başrol oynayan kişi.

Hatta 31 Mart Hadisesinde, İttihatçılarla işbirliği yaparak Selanik’ten İstanbul’a harekât ordusunun yürütülmesi için gizliden gizliye büyük rol oynamış.

Ve bunu Sultan Abdülhamid yapmış gibi gösteren kirli tezgâhlar kurmuş dayısına karşı.

***

Büyük bir dehaya sahip olan Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han inancı doğrultusunda hep İslam’ın hoşgörüsüyle hareket etmiştir..

Etrafında bulunan hıyanet erbaplarını dahi zaman zaman hoşgörüyle karşılamıştır...

Affetmiştir...

Ya da mevcut görevinden alıp, başka görevler vermiştir...

Nitekim, Mahmud Celaleddin Paşa’yı da benzer şekilde hoşgörüyle, yaptığı ihanetleri kabul ettiği halde üzerine basıp geçmemiştir..

Bu da kendisine çok büyük ağır faturalara neden olmuştur..

Hem Osmanlı, hem kendileri “önünü görmeyen siyasetin” sonucunda, kaybeden olmuştur..

Önünü görmeyen son Osmanlı siyaseti, neticede Cihanşümul bir devletin yok edilmesine neden olmuştur.

***

Osmanlı’nın son dönemini ve Sultan Abdülhamid’in ortaya koyduğu son siyasi tavrı, neden buraya alıp, dillendirdiğime gelince...

Ne hazindir ki hal-i hazırdaki ülkemin siyasi gidişatı da, tıpkı Osmanlı’nın son dönemini andırıyor ve yaşanıyor!...

Bakınız, 20 yıldan beri AK Parti iktidarda...

Ki Recep Tayyip Erdoğan 2014 yılından beri de Cumhurbaşkanlığı makamında oturuyor...

2018’de ise, halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olarak, o makamda oturuyor...

Bu evrede yaşadıklarına baktığımızda; “hep en yakınından” darbe yemiştir...

Nitekim kendine Müslüman görüntüsünü veren Gülen cemaati...

Birlikte yol yürüdüler...

Ama sonra, “kumpaslar, sinsi senaryolar, hain organizasyonlar” bir bir geliştirilmeye başlandı..

Önce 17-25 Aralık operasyonları...

Sonra da15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimi…

Hele hele bir de Taksim Gezi Parkı olayları…

Aslında tüm bunlar hem devlet hem Cumhurbaşkanımız, hem de millet için bir ders-i ibret olması gerekir..

Ki öyle olması gerektiğine inanıyoruz.

Ama heyhat ne yazık ki ortam bunu göstermiyor.

Hani demişler ya;

“Güvendiğimiz dağlara kar yağdı”…

Yakın tarihimiz boyunca siyasetin, hele hele iktidardaki ve devletin imkânlarını elinde tutan iradenin etrafında hep böyle yalaka, rantiyeci, düşük iradeye sahip insanların varlığı gözden kaçmamıştır...

Tıpkı Yıldız Sarayı’nda olduğu gibi…

Fakat “Görünen köy kılavuz istemez” misaliyle yola çıkarsak.

Siyasetin ana başarısı ve ana hedefi; geçmişten ders-i ibret alma şekli de göz önünden kaçırılmamalıdır.

Abdülhamid’i alaşağı edenlerin başında, yalaka yobazlar ve gizli masonik şeytanlardır...

O geçmişle bugünü göz önüne alırsak, inanın yanlış düşünmüyorsak bir hayli benzerlik söz konusudur!

Tıpkı yukarıda belirttiğimiz gibi.

17-25 Aralık operasyonları ile 15 Temmuz’u gerçekleştirenler, AK Partiye ve Cumhurbaşkanına en yakın çevrelerdi.

Ama ne yazık ki Cumhurbaşkanının büyük çabalarla yaptığı tasfiyelere rağmen hala da aynı ekibin kalıntılarının varlığı söz konusudur.

Devletin önemli bazı kurum ve kuruluşlarında nice Mahmud Celaleddin Paşa ile oğlu Prens Sabahaddin’in rolünü oynayan piyonlar vardır...

Sayın Cumhurbaşkanımız bazı merasimlerde zaman zaman kamuoyuna aydınlatıcı bilgi vermek isterken, o yüzleri çevresinde görebiliyoruz..

Daha iki gün önce hastalığıyla ilgili etrafını saran, toplumca sevilmeyen ve yanlışları toplumun not defterinde yazılı olan nice insanların arz-ı endam edip, kameralara görüntü vermeleri, düşündürücüdür...

Düşündürücü olmakla beraber, ibret vericidir.

Zira öyle biliyoruz ki bu insanların Cumhurbaşkanının misyonunu taşımayla, uzaktan yakından alakaları yok...

Bugün partinin kilit noktalarında iş gördükleri de inkâr edilemez.

Cumhurbaşkanının etrafını saran bu tür insanların varlığı, bize göre partiye hiç ama hiçbir şans getirmez, şansızlıktan başka...

Nitekim son dönemlerde AK Parti sanki “biz yorulduk artık yapamıyoruz” dercesine muhalefete davetiye çıkarırcasına, tavır sergilemektedir...

Parti için, partinin geleceği için, seçimler için bu manzaralar ciddi bir şekilde imtihan içerdiği gibi sonucu da intiharı getirmektedir…

Hele hele son günlerde akaryakıta gelen zamlar, kesilen elektrik faturaları, doların yükselmesi, bize göre tarihi bir siyasi skandaldır.

***

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Diyarbakır’ımızda kirli oyları toplamak üzere KCK’yla gizli, PKK yanlılarıyla iç içe yaşayan bazı siyasilerimiz ve hatta Büyükşehir Belediyelerine kayyım olarak atananların hal-i vaziyetleri hiç gözden kaçmıyor. 

“Eski tas, eski hamam” denilse yerli yerinde bir tanımdır...

Zira HDP’nin belediye başkanlarının bünyesindeki toplanan ekiplerin ve hatta kilit noktadaki birçok insanların varlığı ve söz sahibi olma hali orta yerdedir.

Tüm bu yaşananlar, AK Partiye yakın olan ve Cumhurbaşkanı misyonuna ve AK Partinin kuruluş amacına gönül bağlayan insanların hiç de hoşuna gitmiyor.

Denir ya; “Zararın neresinden dönersen kardır..”

Bu minvalde yola çıkılarak partinin en kısa süreçte bu ekiplere bir çekidüzen vermesi lazım...

Özellikle Büyükşehir Belediyelerine Vali olarak veyahut kaymakam olarak atanan kayyımların icraatlarının mercek altına alınması gerekir...

Kimlerle iş tutarak, neler yapıyorlar?

Bölgedeki ve Diyarbakır’daki milletvekillerinin yerel siyasetlerinin nerelerde yürüdüğü gün yüzüne çıkmış olurdu...

Ama heyhat!

Her gün bunları kaleme alıp kamuoyuyla paylaşmamıza rağmen bir kıpırdama yok.

Her şey olduğu gibi devam…

***

Bakınız sevgili okurlar..

Ticaret Bakanlığının bünyesindeki şu Organize Sanayi Bölge Müdürlüklerindeki yolsuzlukların birikimi, yasadışı uygulamalar, yönetim adına halktan, yani üyelerden toplanan paraların haddi hesabı yok.

Soran da yok?

Ne yazık ki, yiyen çok?

Diyarbakır Organize Sanayi Bölge Müdürlüğünde yıllardan beri yapılan yolsuzluklar, amansız rant ve aldatmacalar, halkın arazisine konmalar ?..

Özellikle mağdur, masum, ayakkabıları lastikli, çarıklı köylü vatandaşların arazilerinin ellerinden alınıp bazı yatırımcılara peşkeş ettirilme hali..

Üstelik arazi sahibine bedel ödenmediği halde, sattığı yatırımcılardan da rant aldığı halde, hayali bir arazi tahsisi yapılıyor ve tapu verilmiyor.

Ama verilmiş gibi sayılıyor.

Ve kamu vicdanı nezdinde buna nitelikli dolandırıcılık deniyor.

“Bakanlık ne yapıyor acaba?” diye kamuoyundan sorular geliyor.

Olup-bitenler, iktidar partinin büyük bir ayıbıdır.

Yapılanlar ise kanunsuzluktur, yasadışıdır.

Vatandaşa hayali arsa tahsisi yapılıyor.

Oysaki tapusu yok, mülkü değil.

O araziye malik köylüdür.

Ama para alan Organize Bölge Müdürlüğüdür.

Keşke Ticaret Bakanlığı lütfedip de bunlara objektif bir denetim heyetini göndermiş olsaydı...

Veyahut da Cumhuriyet Başsavcılığı buna direkt olarak yetkisini kullanarak yapılan yolsuzlukları incelemeye almış olsaydı.

Denir ya; ne kirlilikler gün yüzüne çıkardı..

Tabi bizim burada yazdıklarımızın kanıtlayıcı bilgilerini ve delillerini kendilerine sunmaya da hazırız!...

Hazır olmakla beraber, aynı zamanda şikâyetçiyiz.

Son olarak diyoruz ki;

Türkiye artık büyük hızla seçim sath-ı mailine girmiş durumdadır.

AK Partinin bir an evvel, tez elden kendine çekidüzen vermesi gerekiyor...

Sevgili dostlar.

Yeni Akit Gazetesinin deneyimli kalemlerinden Abdurrahman Dilipak Hoca’nın dünkü yazısından birkaç ifadeyi buraya alarak, sohbetimize nokta koymak istiyorum...

Dilipak Hoca diyor ki;

“Siyaset ve Cemaat önümüzdeki en büyük iki engel. Eğitim zaten tepeden tırnağa bir felaket. Türkçe bile artık sorunlu hale geldi. Bütün insanlar içinde erdemli akıl sahibi insanların işbirliği ile bir çırpınışla kurtulabiliriz inşallah diye ümid ediyorum.

Yoksa halimiz yaman..”

Doğru söze ve tespite; ne denir?..

Şapka çıkarmaktan başka..

En derin saygı ve sevgilerimle.