ÇİFTE BAYRAMIMIZ NEDEN EKSİK KALIYOR?

Kurban Bayramı geride kaldı… Mesai başladı… Ve biz yine o kadim sorunun başına dönüp soralım.  Nerede kalmıştık?

***

Evet, bayramlar… Hele ki dini bayramlar… Bizim medeniyetimizde, inancımızda yalnızca takvim yapraklarına sıkışmış günler değildir. Olmamalıdır da… Bu özel zamanlar toplumların hafızasını diri tutan, geçmişle gelecek arasında köprü kuran manevi zaman dilimidir!!.Hafızadır, irfandır, kardeşliktir.

***

Hele söz konusu şehir Diyar-ı Bekir ise… Adı anıldığında akan suların durduğu, her taşında bir medeniyetin izini taşıyan kadim bir şehirdir o!.. Her sokağında bir sahabenin duası, her surunda ümmet hafızasının yankısı vardır.

Amed böylesine derin bir geçmişe sahiptir. Kim ne derse desin, nasıl yorumlarsa yorumlasın; Diyarbakır hiçbir zaman sıradan bir şehir olmadı. Yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir varlık noktası!.Tarihin ete kemiğe bürünmüş hâli ve mabedidir!.

***

İşte böylesine müstesna bir zaman dilimindeyiz.. Kurban Bayramı’nın ilk günü, saatler 17.30’u gösterdiğinde geleneksel kent protokolü bayramlaşması bu kez Tarihi İçkale’de gerçekleştirildi. Katılım yüksekti. Vali Murat Zorluoğlu, Eski Bakan M. Mehdi Eker ile AK Parti Milletvekili M. Galip Ensarioğlu, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve birçok isim oradaydı. Ancak gönül isterdi ki seçilmiş belediye başkanları da bizatihi kendileri, bu tabloda yer alsın. Yoklukları hissediliyordu.

***

Programda konuşan isimler!.. Diyarbakır’ın kadim kimliğine, huzura, kardeşliğe ve birlik duygusuna vurgu yaptı. Çözüm sürecine dair mesajlar verildi, tarihe atıflar yapıldı. Fakat bütün güzel cümlelerin arasında hissedilen ciddi bir eksiklik vardı. O da, Diyarbakır için bu bayram yalnızca Kurban Bayramından ibaret olmadığı gerçeği!..

Çünkü, bu aziz şehrin İslam’la müşerref oluşunun yıl dönümüydü de aynı zaman!. Miladi 639 yılında İslam ordularının fetihle buluştuğu kutlu günün sene-i devriyesiydi. Yani şehir aslında çifte bayram yaşıyordu.

***

Ne var ki bu ruhu yansıtan güçlü bir organizasyon yoktu.  Elbette hakkını teslim etmek gerekir ki, fetih ruhunu yaşatmak adına tamamen sessiz bir tablo da yoktu. Davet ve Gençlik Hareketi'nin öncülüğünde düzenlenen fetih programı kapsamında yüzlerce genç anlamlı bir organizasyonda bir araya geldi. Akşam namazını tarihi Kurşunlu Camii'nde eda eden gençler, teşrik tekbirleri eşliğinde Hazreti Süleyman Yerleşkesi'ne doğru yürüyüş gerçekleştirdi.

***

Diyarbakır'ı fetheden İslam ordularını simgeleyen kıyafetlerin giyildiği etkinlikte kortejin önünde yer alan atlı süvariler yürüyüşe ayrı bir anlam kattı. Sahabeleri temsilen ilerleyen süvariler, içerisinde 27 sahabenin medfun bulunduğu Hazreti Süleyman Yerleşkesi'neulaştıklarında temsili bir tören gerçekleştirildi. Törende Diyarbakır'ın anahtarının İslam ordularının komutanlarına teslim edilmesi, fetih tarihinin sembolik bir canlandırması olarak katılımcıların ilgisini çekti.

***

Özellikle anahtar teslimi sırasında sergilenen sevgi, muhabbet ve karşılıklı hürmet dili dikkat çekiciydi. Bu sahne, fetih kavramını yalnızca askerî bir hadise olarak değil; gönüllerin kazanılması, adaletin tesis edilmesi ve insanların kalplerine dokunulması şeklinde yorumlayan tarih anlayışını da yansıtıyordu.

***

Ancak bütün bunlara rağmen şu soru yine de önemini koruyor? Böylesine anlamlı ve değerli çalışmalar neden yalnızca belirli sivil insiyatiflerin gayretleriyle sınırlı kalıyor? Şehrin bütün kurumlarının, yerel yönetimlerin, üniversitenin ve ilgili kuruluşların katılımıyla çok daha kapsamlı bir fetih haftası programı neden oluşturulamıyor? Diyarbakır gibi tarih ve medeniyet hafızası güçlü bir şehirde, bu tür faaliyetlerin daha geniş kitlelere ulaştırılması ve kurumsal düzeyde desteklenmesi gerektiği  gerçeğine ne zaman vakıf olacağız!!!

***

Kaldı ki, Fetih yalnızca bir toprağın alınması değildir. Fetih, gönüllerin kazanılmasıdır. Zaten kelimenin özü de budur.. Açmak… Kapıları açmak… Ufukları açmak… Zihinleri açmak… İslam tarihine baktığımızda fetih; zulmün değil merhametin, kılıcın değil adaletin yürüyüşü olmuştur. Diyarbakır da asırlardır bu medeniyet yürüyüşünün önemli menzillerinden biri olarak kadim duruşunu ortaya koymuştur!!.

***

Hal böyleyken böylesine anlamlı bir günün sıradan günmüş gibi geçiştirilmesi elbette düşündürücüdür. Bugün genç kuşaklar bu şehrin fetihle başlayan medeniyet yürüyüşünü yeterince hissedebiliyor mu? Asıl soru budur. Amed nice acılar gördü… İşgallere direndi… Terörün, şiddetin, zulmün karanlığını yaşadı… Hendeklerin açtığı yaraları taşıdı…

***

Faili meçhullerin sessizliği kadar dehşetli acısını hissetti, ki hala yaraları açık!… Nice anne gözyaşı döktü. Nice çocuk yetim kaldı. Nice ocak söndü. Lakin bütün bunlara rağmen, direnerek ayakta kaldı. Mayasındaki dua, hafıza ve inanç, onu diri tuttu.  Tarihi bir sözdür.. Denir ki; “Hafızasını kaybeden toplumlar yönünü de kaybeder.”

***

Bugün Diyarbakır’ın en büyük imtihanı tam da burada düğümlenmiyor değil!.. Ortak ruh zayıfladığında ortak heyecan da kayboluyor. Şehir kendi tarihine yabancılaştığında geleceğe dair iddiasını da yitiriyor. Oysa Diyarbakır yalnızca geçmişiyle övünen bir şehir olmamalıdır. Geçmişine sahip çıktığı ölçüde geleceğini de inşa edebilen olmalıdır?!

***

Şehir, özünü, ruhunu, tarihini ve medeniyet hafızasını yeniden hatırlamalıdır. Tarihine sırtını dönen şehirler, geleceğe yüzünü dönemez. Belki o zaman Diyarbakır yeniden yalnızca bayramı değil, fetih ruhunu da yaşamaya başlar. Bir kez daha Kurban Bayramınız ve Fetih günümüz kutlu olsun..

***

GÜNÜN SÖZÜ

Diyarbakır şehrini ayakta tutan surları değil, bilesiniz ki hafızası ve inancıdır!..

 


Yorumlar

Yorum Yap