BELİRSİZ ROTANIN, FRENSİZ SEYİRDE, DİREKSİYONDA ÜÇ ZAT?!
Bugün arife… Yarın Kurban Bayramı…
Hiç şüphesiz dini bayramlar, inanan toplumların yalnızca takviminde yer alan günler değil; vicdanın, merhametin ve toplumsal hafızanın yeniden canlandığı özel zamanlardır. Küskünlüklerin sustuğu, sofraların büyüdüğü, çocukların heyecanla sabaha uyandığı, sevginin ve muhabbetin çoğaldığı anlardır bayramlar…
***
Lakin ne yazık ki bu bayrama da, tıpkı son çeyrek asırdır olduğu gibi İslam coğrafyasının üzerine çöken acıların gölgesinde giriyoruz.
Gazze’de yıllardır süren insanlık dramı…
Ortadoğu’da vekâlet savaşlarıyla derinleşen istikrarsızlık…
Siyonist politikaların masum siviller üzerinde bıraktığı ağır yıkım…
***
Bir yanda bayramlık telaşıyla sokaklara koşan çocuklar var.. Ve diğer yanda enkaz başında annesini, babasını arayan, açlığa ve çaresizliğe mahkûm edilen çocuklar…
***
Dünya ise hâlâ denge, küresel güvenlik ve stratejik çıkar kavramlarının arkasına sığınarak yeni hesaplar peşinde... Güçlü devletlerin satranç masasında mazlum halklar adeta piyon muamelesi görüyor. Oysa bayram dediğimiz şey biraz da insan kalabilmenin imtihanıdır. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir medeniyetin çocukları değil miyiz?.
***
Temennimiz odur ki bu mübarek günler yalnızca evlerimize değil; başta Gazze olmak üzere bütün mazlum coğrafyalara huzur, adalet ve merhamet getirsin. Bu vesileyle başta kıymetli okurlarım olmak üzere herkesin Kurban Bayramı’nı tebrik ediyor; sağlık, huzur ve esenlik diliyorum. Allah’a emanet olun…
***
Gelelim siyaset sahnesine… Türkiye siyaseti, dışarıdaki yangınlardan bağımsız değil elbette.. Ancak içeride de başka bir fırtına esiyor. Özellikle CHP’de yaşananlar artık sıradan bir “koltuk kavgası” tanımını çoktan aşmış durumda. Mesele yalnızca bir genel başkan değişimi ya da mahkeme kararı değil… Asıl mesele şu.. Güç değişirken siyaset anlayışının nasıl da hırçınlaşıp entikamcı kesildiği?
***
Hal-i seyir, “eski hamam, eski tas” mı olacak? Yoksa gerçekten yeni bir yol mu çizilecek? Mutlak butlan kararının ardından gözler yeniden Kemal Kılıçdaroğlu’na çevrildi. Ankara kulislerinde konuşulanlara bakılırsa Kılıçdaroğlu, yalnızca geri dönmüş bir siyasi figür gibi görünmek istemiyor. Daha çok, kontrolden çıktığını düşündüğü yapıyı yeniden toparlamaya çalışan tecrübeli devlet adamı görüntüsü vermeye çalışıyor. Peki öyle mi?
***
Dillendirilen güvenli liman söylemi de bunun göstergesi olabilir mi?. Gerçi siyasette bazı limanlara huzur bulmak için değil, gemi batmasın diye dönülür. Kılıçdaroğlu’na destek verdiği konuşulan bazı il başkanları ve milletvekilleri üzerinden verilen mesaj ise net!!! Parti içerisinde ciddi bir çözülme korkusu var.
***
CHP’de uzun süredir fikirler değil, saflaşmalar yarışıyor. Herkes değişim diyor ama herkesin değişim tarifi birbirinden farklı. İşte tam bu noktada denklemin en kritik aktörlerinden biri de Ekrem İmamoğlu… CHP’deki gerilim artık yalnızca Kılıçdaroğlu- Özel hattında okunmuyor. Asıl büyük hesaplaşma, partinin gelecekteki liderlik mimarisini kimin şekillendireceği üzerinden yaşanıyor.
***
İmamoğlu, yerel seçim başarısıyla parti tabanında ciddi bir moral üstünlük elde etti. Özellikle genç seçmen nezdinde yeni dönemin yüzü olarak görülmeye başlandı. Ancak siyasetin acı bir gerçeği vardır.. Ağaç büyüdükçe gölgesi de büyür. Ve bazen o gölge, hele ki rant odaklı, siyasi ahlaki, etik durumu gözardı edip, menfaatperest kesilince sahibini istenilmez adam haline getirir..
***
Nitekim, bugün CHP içinde bazı çevreler İmamoğlu’nu umut olarak görürken, bazıları ise kontrol edilmesi gereken yeni güç odağı olarak değerlendiriyor. Çünkü Türkiye siyasetinde başarıdan daha hızlı büyüyen tek şey, güç dengesi korkusudur. Bu nedenle mutlak butlan sonrası yaşanan süreç yalnızca hukuki değil; aynı zamanda psikolojik bir iktidar savaşıdır.
***
Bir tarafta tecrübeyi temsil eden Kemal Kılıçdaroğlu… Diğer tarafta “değişim” söylemini taşıyan Özgür Özel… Arka planda ise toplumsal karşılığı giderek büyüyen Ekrem İmamoğlu… CHP’nin bugünkü görüntüsü biraz şunu andırıyor: Aynı direksiyona aynı anda üç kişinin uzandığı bir aracın savruluşu…
***
Parti içindeki her açıklama, her ziyaret, her telefon görüşmesi artık sıradan bir temas olarak okunmuyor! Yeni bir pozisyon alma hamlesi olarak okunuyor. İki kaptan bir gemiyi batırır sözü tam da böylesi dönemler için söylenmiş olsa gerek. Ki üçüncü kaptan daha bir baskıcı olunca!.. Akıbet tartışılmaz hale gelir!!!
***
CHP Genel Merkezi önünde yaşanan son görüntüler de bu gerilimin sokağa taşan yüzü olduğunu haykırıyor!. Özgür Özel’in sert açıklamaları, geri adım yok mesajı ve ardından gelen yürüyüş çağrısı!.. CHP’nin artık yalnızca iç liderlik krizini değil, meydan psikolojisini de yönetmeye çalıştığını gösterdi.
***
Genel Merkez önündeki kalabalığın ruh hali dikkat çekiciydi… Bir tarafta partiye sahip çıkma refleksi, diğer tarafta büyüyen belirsizliğin oluşturduğu öfke… Polis müdahalesi ve yaşanan arbede!.. Son zamanlarda alışılan sert siyasi manzaralara bir yenisini ekledi. Gazlı müdahaleler sonrası yükselen tansiyon, siyasette kullanılan sert dilin artık yalnızca kürsülerde değil, sokaklara da taşıyarak hırçın siyasetin ipiyle yürümek istiyor.
***
Özgür Özel’in Meclis artık bizim karargâhımızdır çıkışı ise sıradan bir cümle olarak görmüyorum! Doğrudan siyasi pozisyon ilanıdır. Klasik gelebilir size, lakin siyasette karargâh ifadesi yalnızca mücadeleyi değil, uzun süreli bir direniş psikolojisini de tarif eder.
***
Ancak burada asıl dikkat çeken nokta şu.. CHP bugün yalnızca iktidarla mücadele etmiyor.. Kendi içindeki güç haritasıyla da hesaplaşıyor. Bir yanda yönetimi tahkim etmeye çalışan Özgür Özel… Diğer tarafta siyasetin deneyim kartını elinde tutan Kemal Kılıçdaroğlu… Ve arka planda ağırlığı giderek artan Ekrem İmamoğlu faktörü…
***
Bu yüzden CHP’de yaşananlar yalnızca bir kurultay, bir mahkeme kararı ya da basit bir koltuk meselesi değildir. Parti bir taraftan değişim söylemini büyütmeye çalışırken, diğer taraftan o değişimin dümenini kimin tutacağı konusunda sert bir rota kavgası veriyor. Ve tabi ki intikamcı tutumda işin körükleyici, etkeni!..
***
İşin ironik tarafı ise şu.. Türkiye’ye demokrasi, şeffaflık ve etik dersi vermeye çalışan bir partinin, kendi içinde hizip hesapları, mahkeme süreçleri ve liderlik krizleriyle gündeme gelmesi seçmende ciddi bir güven sorgusu oluşturuyor. Şimdi yeniden gündeme getirilen “Parti İçi Etik Kurulu” konuşuluyor. Fakat mesele tabelada etik yazması değil; o anlayışın gerçekten siyasetin merkezine yerleşip yerleşmeyeceği… Seçmen artık slogan değil, samimiyet görmek istiyor. Söz gümüşse, hâl altındır. Millet artık söyleme değil, davranışa bakıyor.
***
Hasılıkelam… Bugün sorulması gereken soru yalnızca “CHP’nin rotası ne olacak?” değildir. Rotayı gerçekten CHP mi belirliyor… Yoksa herkes kendi rotasını CHP üzerinden mi çizmeye çalışıyor? Neyse… Bugünlük bu kadar. Bayram molası verelim. Sonrasında memleketin nabzını, siyasetin yönünü ve gelişmelerin rotasını konuşmaya devam ederiz…
***
GÜNÜN SÖZÜ
Rotası belirsiz geminin ilk varacağı yer liman olmaz!..

Yorumlar