SÜRECİN SEYRİNDE, GÜVEN ÖLÇÜSÜ?!

Ülkenin siyasi seyri malumun ilanıdır!!.. Rota, uzun süredir iki ayrı fay hattı üzerinde seyir alıyor!!!. Bir tarafta ekonomik daralma, hukuk tartışmaları ve sertleşen iktidar-muhalefet rekabeti. Ki ek olarak CHP’deki ikilem fırtınası?. Beri yanda ise, ülkenin kanayan en büyük yarasının tedavisine dair girişilen hamle.. Yani Terörsüz Türkiye.? Yani  Yeniden Çözüm Süreci.?  Yani, Barış ve Demokratik Toplum Süreci..  Ya da, Kürt sorununun demokratik çözümü..

 ***

Ne yazık ki, siyasetin asıl gerilimi de tam burada düğümleniyor.. Ülke olarak, yalnızca ekonomik bir yön aranmıyor, aynı zamanda devletin geleceğine dair nasıl bir rota çizileceğini de tartışıyor.  Vaki olan atmosferin ürettiği havanın soluklandığı iklimde, Bayram öncesi,  (SAMER) Saha Araştırmaları Merkezi, Siyasal Gündem ve Seçmen Eğilimi Araştırmasına dair sonuçları yayınladı..

***

Sonuçlar, toplumun ruh halini ortaya koyması bakımından dikkat çekici veriler içeriyor! Tablo çok net..  Çoklu isimlendirmeye sahip olan süreçle alakalı Toplum ne bütünüyle karşı çıkıyor ne de ikna olmuş durumda. Temkinli bekleyiş..7-10 Mayıs 2026 tarihlerinde 18 ilde 1995 kişiyle yapılan araştırma,  toplumsal algıyı ölçüyor. Ortaya çıkan sonuçlar siyasal aktörlerin kurduğu iyimser söylem ile toplumun hissettiği gerçeklik arasında ciddi bir mesafeden söz ediyor..

***

Şöyle ki.. Katılımcıların yalnızca yüzde 21.8’i sürecin başarıya ulaşacağına inanıyor. Yüzde 26.5 ise doğrudan başarısız olacağını düşünüyor. Ancak asıl dikkat çekici nokta bu iki oran değil. Kısmen başarılı olur, kararsızım ve fikrim yok diyenlerin toplamındaki yükseklik, toplumun henüz net bir kanaat oluşturamadığını değil, önüne konulan çerçevenin yeterince güven vermediğini haykırıyor!..

***

Ahali, meseleye yalnızca barış ya da çözüm kavramları üzerinden bakıp, okumuyor. Geçmiş deneyimlerden hareketle daha derin oluşan sorular manzumesine cevap arıyor ve istiyor.. Bu süreç tam olarak kimin adına, hangi sınırlar içinde ve nasıl bir anayasal çerçevede yürütülüyor, yürütülecek, nihai netice ne olacak?.Kısacası kafalar net olmadığı içindir ki 7’den 70’e herkesin telaffuzundasamimiyet ilk kelime olarak, zikrediliyor..

***

Seyir defterine siyasi yönde rota çizen hal-i hazırda Devlet Bahçeli.. Ki son dönemde yaptığı açıklamalar siyasetin yönünü belirleyen kritik başlıklar içeriyor.. Özellikle bayram öncesi TÜRKGÜN üzerinden verdiği mesajlar.. İçerikte yalnızca terörsüz Türkiye vurgusu yok. Aynı zamanda Abdullah Öcalan’a ilişkin yeni bir siyasal/statüsel alanı tartışmaya açtığını da görüyoruz..

***

Yeni yol haritası, koordinasyon, sürecin yönetimi gibi ifadelerin giderek daha görünür hale gelmesi, yalnızca muhalefet tabanında değil, milliyetçi-muhafazakâr seçmen içinde de ciddi soru işaretleri doğuruyor.  Öyle ya!.. Daha düne kadar Öcalan’ın adının dahi siyasetin meşru alanında anılmasına sert şekilde karşı çıkan bir siyasi çizginin bugün bizatihi kendisinin yeni rol tanımlamasında bulunması,  Türkiye siyasetinde paradigma düzeyinde devrimsel yönde bir değişimi ortaya koyuyor.

***

Üstelik bu dönüşüm yalnızca MHP ile sınırlı değil… AK Parti içinde özellikle hukukçu kurmayların yaptığı açıklamalarda öne çıkan yasal zemin, hukuki çerçeve, Meclis iradesi ve toplumsal mutabakat vurguları da, çıtayı yükseltiyor..  Ancak burada ortaya çıkan temel bir problem var.. O da şu: Toplum, yürüyen sürecin sınırlarını hâlâ net biçimde görebilmiş değil. Ondandır ki, halkın yüzde 46.1’i sürece güvenmediğini söylüyor..  Ki bu rakam tesadüf değil..

***

Onun için,  tam anlamıyla sürece güvenenlerin oranının yüzde 7.4’te kalması iktidar açısından, ciddi risk teşkil ediyor.? Son derece dikkat çekici bir alarm verisi niteliğinde, görülmesi lazım!. Daha da önemlisi, kamuoyu sürecin siyasi sorumluluğunu doğrudan iktidara yüklüyor. Katılımcıların yüzde 40.7’si birinci derecede hükümeti, yüzde 25.9’u ise Meclis’i sorumlu görüyor. Yani toplum, bu süreci kim yürütüyor? sorusunun cevabını net biçimde veriyor ve hesabı da doğrudan siyasal merkeze kesiyor, keseceğini de söylüyor!

***

İktidar bloğuna dair kritik iki soru var?..  Yeni süreci güvenlik merkezli kontrollü normalleşme çerçevesinde mi tutmayı hedefliyor? Yoksa süreç zamanla daha geniş anayasal ve siyasal tartışmaların kapısını mı aralayacak noktaya mı evirilecek? Çünkü seçmen davranışı artık yalnızca ekonomiyle şekillenmiyor. Güvenlik, kimlik, hukuk devleti ve ülkenin üniter yapısına ilişkin kaygılar yeniden siyasetin omurgasını oluşturan ana belirleyicilerden!

***

SAMER’in seçim verileri de bu kırılganlığı açık biçimde ortaya koyuyor. Kararsızlar dağıtılmadan AK Parti yüzde 27.2, CHP yüzde 26.9 seviyesinde görünüyor. Kararsızlar dağıtıldığında ise tablo neredeyse tamamen başa baş hale geliyor… AK Parti yüzde 32.3, CHP yüzde 31.9. Bu tablo klasik anlamda güçlü bir iktidar üstünlüğüne işaret etmiyor. Tam tersine, siyasal sistemin yüksek düzeyde kırılganlaştığını gösteriyor.

***

AK Parti’nin hâlâ birinci parti pozisyonunu koruyabilmesinde devlet refleksi, güvenlik siyaseti ve muhalefetin parçalı görüntüsü etkili.. CHP’nin iktidara bu kadar yaklaşabilmesinde ekonomik kriz, adalet tartışmaları ve değişim talebi belirleyici oluyor. Ancak kendi iç kavgaları, sarsıyor. Denklemin en kritik noktası pek tabi ki DEM Parti.. Hâlâ yüzde 8.8 bandında.. Bu etkinin korunması, Kürt meselesi partiler açısındaki ittifak hesabında, merkeze taşıyor.

***

Gerçek şu ki hiçbir iktidar denklemi Kürt seçmeni hesaba katmadan kurulabilecek durumda değil. Cumhur İttifakı’nın da bunu gördüğü anlaşılıyor. Bahçeli’nin son çıkışlarının arkasında yalnızca güvenlik perspektifi değil.. Aynı zamanda yeni bir siyasal matematik arayışı da bulunuyor. Ancak iktidarın önündeki en büyük risk tam burada ortaya çıkıyor:
Toplumun önemli bir bölümü çözüm fikrine kategorik olarak karşı değil. Fakat devletin kırmızı çizgilerinin muğlaklaşmasından, sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmesinden ve kamuoyunun yeterince bilgilendirilmemesinden ciddi biçimde rahatsız!

***

Geçmişte benzer süreçler yaşandı. Ve her deneyim, toplumun hafızasında hem umut hem de hayal kırıklığı bıraktı. Bu nedenle artık yalnızca niyet açıklamaları yetmiyor. Toplum, açık çerçeve, şeffaf yöntem ve demokratik meşruiyet görmek istiyor.  Önümüzdeki dönemde siyasetin yönünü belirleyecek temel unsur da tam olarak bu olacak diyorum?!. Eğer süreç şeffaflaşır, Meclis merkezli ilerler ve toplumsal güven üretebilirse normalleşme dönemi ikmale gelir?!.

***

Ama yok!.. O zaman belirsizlik büyür, söylemler ile gerçek hedefler arasındaki mesafe açılır.. Bugün temkinli bekleyiş halinde duran toplumsal psikoloji hızla yeni bir siyasal kırılmaya dönüşebilir. Ki maazallah diyorum.. Ama velakin, SAMER’in araştırması tek cümleyle şunu söylüyor siyasi aktörlere, sürecin rol üstlenicilerine! Ahali olarak biz sizleri izliyoruz… Dinliyoruz… Bekliyoruz… Ama bilesiniz ki hala ikna olmuş değiliz!?..

***

GÜNÜN SÖZÜ…

Güven aynaya benzer; kırıldı mı çatlak hep görünür.

 


Yorumlar

Yorum Yap