İnadına, ama inadına; "barış!"

Kem-küme kere yok.

Vaziyet; "orta" yerde.

Çıkmaz değil.

Aşılır, alışması gerekir; şu olup biten hadiselerin yarattığı kaotik ortamdan.

Yaşadık.

Bugün değil.

1991'den, bugüne dek "çelmeler" atılıyor!

***

O'nun için, "inadına barış inadına çözüm süreci" demeye devam edeceğiz!

Etmeliyiz.

Çünkü "kaotik" ortamın panzehiri, bellidir.

Tek hedef; çözümdür.

Yani, çözüm, çözüm ve yine çözümde ısrarcı olacağız!

Ve ardından; barışı ikmal edeceğiz.

Diyeceğiz yine barış ve yine de barış diyeceğiz.

Demeliyiz.

***

Şöyle ki.

Hadise, "asırlık" ömre sahip!

Salt içte değil.

Artık "küresel" bir kimliğin içerisinde.

Ne PKK kendi başına.

Ne KCK ve ne de, İmralı kendi başına.

HDP’ de, kendi başına değil.

Olmadığı içindir ki; çözüm süreci dikenli bahçe gibi!

***

Şöyle hafızaları tazeleyelim.

1990'lara, giderek.

1984 ila 1993. Hatta 2000 yılına kadar diyebiliriz.

Bölgede tabiri caizse "kan oluk" gibi aktı.

Köyler basıldı.

Köyler yakıldı.

Faili meçhul cinayetler.

İşkenceler. Göçler.

Yani enva-i insanlık dışı "muameleler" reva görüldü, bölge halkına!

***

Kimse;

O günlerde akan kandan; "mesul" değilim diyemez!

Ne devlet.

Ne devleti yöneten, siyasal iktidarlar.

Ne de, PKK.

Ve ne de, O'nun siyasi uzantısı!

Çünkü herkes "meseleyi", silahın namlusunda, merminin hedef bulmasında; "çözümün" olacağı gibi bir gafletin içerisindeydi.

***

Aslında, dün olduğu gibi bugün de!

Küresel emperyalizmin "piyonları".

İçteki; "emperyal", derin oluşumlar.

Kandan ve gözyaşından "siyasi" rant temin edenler.

Uyuşturucu baronları.

Silah tüccarları.

Hep belli bir ittifakın kolektifliğiyle; "PKK ve PKK üzerinde" kendi yapılarıyla; "savaşı" hep sıcak tuttular.

***

Şöyle 1991'i hatırlayalım.

Hulusi Sayın.

Jandarma Korgeneral idi. O tarihte; Devletin Kürt Politikasını eleştiren" isimdi.

30 01 1991'de suikast sonucu öldürüldü.

Cinayeti Dev-Sel üstlendi.

İdiyse de, "devletin içindeki derin yapıların" işi olduğu hep konuşuldu.

Yine Jandarma korgeneral İsmail Selen.

O da, "terörle mücadelede" dönemin komuta kademesiyle "ters düştü".

Emekli oldu.

23.05.1991'de, "taranarak" öldürüldü.

Aynı gün; Adana Jandarma Bölge Komutanı Temel Cingöz suikasta uğradı.

Aslında; bu "derin suikastlar" Güneydoğu üzerinde "nasıl karanlık" hesapların, icra edildiğinin en bariz işaretleriydi.

***

1991 ila 1994 yılları.

Türkiye'nin en karanlık ve kanlı suikastlar "yıları" olarak, tarihte yer aldığını hepimiz biliyoruz.

Bakınız; tarih 1993.

Merhum Turgut Özal, "Çözüm'e" ilk hamleyi yapıyor.

Barzani ve Talabani üzerinden.

Aslında sadece, Talabani "aracı", Abdullah Öcalan'la görüşme noktasında.

O tarihte; "tek taraflı ateşkes ilan edildi."

Süreç istenilen noktada işlemeye başladı.

Öyle ki, müzakere, dönemine geçilecekti, ama olmadı.

***

Önce!

Hep Kürt olduğu ifade edilen; Eşref Bitlis paşa suikasta kurban gitti.

Tarih, 17 Şubat 1993.

Malum o dönemde; Çekiç Güç vardı.

Ki Bitlis Paşa karşıydı.

Komutanlığı döneminde; JİTEM kuruldu!

Yargısız infazlar.

Gözaltı işkenceleri ve öldürmeler.

Devlet imkânlarıyla uyuşturucu kaçakçılığı!

Karşıydı.

Tepkisi de; "basına bile" yansımıştı.

Ama ömrü vefa ettirilmedi.

Helikopteri "motor buzlanması" diye düşürüldü.

Ve Bitlis'in ölümü tarihe şu notla düştü;

"ABD istedi, Bitlis öldürüldü."

***

İki ay sonra.

Tarih,24 Mayıs 1994.

Bingöl'de, "izin ve terhise" giden 33 asker, katledildi.

Eylemi, Şemdin Sakık yaptı.

Ki Öcalan bu eylemden dolayı "Sakık'ı" sorguladı.

Böylece ipler koptu.

***

Ölümler.

Suikastlar!

Peş peşe, geldi; cehennem gibi yıllar!

Özal tasfiye edildi.

Sonra, "devletin içerisindeki" kadrolar.

Aynı zamanda; Güneydoğu'da "husumet" yaratan, iç çatışma alevlendirildi.

JİTEM bir taraftan.

PKK-Hizbullah bir taraftan.

1991 ila 1994 yılları içerisinde; her yıla "6 bin ölü" tekabül edecek nokta katliamlar yaşatıldı.

***

Ve bu kanlı ikmal; 28 Şubat'a hayat kazandırdı.

Çiller Başbakan.

Koalisyonlu hükümetin başında.

Hatırlarsak, "ilk etapta" o da, "çözümü" konuşmaya başladı.

Ki "Bask" modelinden söz etti.

Sonra, 28 Şubat'ın mimarları devreye girip; "sen kimsin?" dediler.

Çiller şahinleşti.

"Kurşun atanda, kurşun yiyen de" diye sözüyle; "silaha" sarıldı.

***

Tarih; 15 Şubat 1999.

Öcalan, ABD "kurgulu" operasyonla, Türkiye'ye teslim edildi.

Önce Suriye'den çıkarıldı.

Sonra, Yunanistan, Rusya, Kenya derken; getirildi.

Bir dönem çatışmasızlık evresine girildi.

Ta ki, 2004'te kadar.

"Düşük yoğunluklu" savaş yeniden, zemin bulmaya başladı.

***

Gaffar Okan suikastı.

Devletin "karanlık" yüzünü, deşifre etmişti.

Pusu kuruldu.

Emniyetten 100 metre ileride; "5 korumasıyla" kastedildi.

Eylem Hizbullah'a havale edildi.

Ama değil.

Ki mahkeme heyeti bile "bu suikastın" Hizbullah tarafından yapılacağına kanat getirmeyip; mahkeme tutanaklarına bile yazdırdı.

"Bu eylemi yapacak güce sahip değil."

***

Gelelim, 2002 sonrası.

Her ne kadar; AK Parti iktidarda idiyse de!

28 Şubat'ın "hâkimiyeti" devletin, her kurumunda vaki idi.

Köşk dâhil.

Ak Parti iktidar; "ama muktedir" değil.

Erdoğan Diyarbakır'da 2005'te; "Kürt sorunu, benim sorunum" deyip, çözümün sinyalini verdi.

Hatırlarsak!

Bu söz, hükümeti "çembere" aldırdı.

Parti kapatma davasına kadar, gitti.

2007-2008'i hatırlarsak, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, "gazete kupürlerinden" kapatma davası açtı.

***

Yavaş yavaş; Devletin "kirli bağırsakları" temizlenmeye başladı.

Özellikle; "Kürt meselesi" noktasında.

Emre Taner.

Hakan Fidan.

MİT Müsteşarları olarak; Erdoğan'ın da siyasi iradesiyle; 1 çözüm süreci hamlesi, başlatıldı.

Tarih, 2009 itibariyle!

Mevzu belli bir olgunluğa gelmişken; Oslo süreci "patlak" verdirildi.

***

Kızılca kıyamet!

Hükümet PKK ile nasıl masaya oturur.

Öcalan'la nasıl "pazarlık" yapar.

Gibisinde; "kan ve baruttan beslenen" şer, ABD desteğiyle "savaşı körükledi".

Öcalan'ın bir mesajı oldu.

Silahlar sussun, dağdaki gerilla insin diye.

Bir grup gerilla indi.

Ama Habur süreci, iyi kontrol ve dizayn edilmeyince; "ip koptu."

Derken, Silvan'da 16 askerin vurulması.

***

Bir kez daha; "çatışmalı" süreç başladı.

Kan, gözyaşı ve ölümler.

Ama herkes biliyor ki; "çıkmaz sokağı" aşacak tek hamle var "o da çözüm ve barış."

Bir hamle daha yapıldı.

Erdoğan ve Öcalan eksenli.

Bu kez; "üçüncü" bir kişi olmadan.

Birebir, direk!

Herhangi küresel bir gücün "himayesinde" olmadan.

***

Öcalan; 21 Newroz'unda deklare etti!

Çatışmasızlıkla başlayan; "barış sürecini!".

Ne oldu bir den, Paris’te Üç Kürt kadına "suikasta" uğradı.

Ardından, yine Silvan.

Yine Bingöl ve Lice'deki, çatışmalar!

Ve geldik; Kobani üzerinde yaşanan kırılmanın yarattığı 6–7 Ekim fırtınası!

Derin güçler sahnede!

38 kişi öldürüldü.

Bingöl'de Emniyet Müdürüne suikast.

Son olarak, Hakkari'de "üç sivil askerin" vurulması.

***

Sürece.

Barışa "darbe üstüne darbe, çelme üstüne çelme!"

Peki, ne yapılmalı?

Yapılması gereken, belli.

Bu işin bu kaotik ortamın tek panzehiri var.

"O da, çözüm ve barıştır".

Onun için tüm bu olup bitene rağmen; "inadına barışa, inadına çözüm sürecine" sahip çıkacağız.

Kararlılık şart.

***

Ne, HDP'yi,

Ne Kandili,

Ne de İmralı'yı "devre dışı" bırakmak isteyen, küresel güçlere "yem" etmemeliyiz!

Kobani'deki "plan da".

IŞİD'in "varlığı da".

ABD'nin Ortadoğu üzerindeki kurgusu da.

Tamamen; "Türkiye'nin büyümesini" durdurmaktır.

Biliniyor ki; "silahlar susarsa, barış sağlanırsa" ekonomisi de, sosyal hayat statüsü de, Ortadoğu'da "söz sahipliği de", önlenemez bir büyüme gösterir.

İşte; Küresel emperyalizm bunu gördüğü içindir ki; "oyun içerisinde oyun" tezgâhlıyor.

***

Evet, "Çözüm süreci" yeni bir seyir istiyor.

Yeni bir ortak akıl.

Ve yeni bir "lider kadronun" ikmalini istiyor.

Geldiğimiz nokta!

Alınan mesafeyi "heba etme" gibi lüksümüzün olmadığı gibi; "kurban verecek" can da, yok!

İşte, Yüksekova'da katledilen Kürt asker Yunus Yılmaz'ın gözü yaşlı babası.

Ki açısı ter-ü taze!

Üzerinden gün geçmemiş, ne diyor?

Diyor ki; "Benim ciğerim yandı ama başkalarınınki yanmasın. Artık bu ateşe bir çare bulunsun."

Yol yakından; "makas açılmamışken" yeni bir samimiyet ve güven tesisiyle "barışa, çözüme, kardeşliğe" el uzatalım.

Hep birlikte; "Elleri kenetleyelim, barış için!"

BÜYÜKTİMUR'LA GÜNDEM

Bu akşam, saat 22.00'de.

Uzay ve Söz TV ortak yayınıyla; ekranlarda.

Diyarbakır'ın,

Güneydoğu'nun,

Türkiye'nin

Ve Ortadoğu'nun "en sıcak hadiselerinin konu başlıkları" konuşulacak.

Konuklarım;

Ak Parti Diyarbakır milletvekili Cuma İçten.

Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Sayar

Ticaret Borsası Başkanı Ebübekir Bal.

Kimseye randevu vermeyin, çünkü bana misafirsiniz!