İPİN UCU NEREDE KAÇTI?!

İpin ucu nerede kaçtı? Görünen o ki çok önceden kaçmış… Öyle bir noktaya geldik ki güne skandalsız uyanmıyor, günü yeni bir skandal duymadan tamamlayamıyoruz.

Sabah operasyon… Öğlen soruşturma… Akşam yeni bir dosya… Ertesi gün başka bir çete, başka bir yapı, başka bir yasadışı rant mekanizması…

Asıl vahim olan ise patlayan lağımın önemli bir bölümünün sokaktan değil, kamu kurum ve kuruluşlarının içine çöreklenmiş ya da denetimindeki yapılardan taşıyor olması.

Mesele tam da burada başlıyor.

Çünkü kamuda yetkili ve etkili zatın görevi yalnızca suç ortaya çıktığında operasyon yapmak değildir.

Asıl görev; o suç düzeninin nasıl kurulduğunu, kimlerin göz yummasıyla büyüdüğünü ve yıllarca nasıl varlığını sürdürdüğünü ortaya çıkarmaktır.

Hafızayı biraz tazeleyelim. Aklıma ilk gelenler…

 

***

 

2021… GRİ PASAPORT SKANDALI... Kimler vardı? Kimler aldı? Nasıl aldı? Kimlerin bilgisi dahilinde gerçekleşti? Soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar… Sonra gündem değişti.

2022… KPSS SORU SKANDALI... Milyonlarca insanın emeği ve devletin sınav sistemine duyulan güven ağır bir darbe aldı.

Ardından “Yeni Doğan Çetesi”… Toplumun vicdanını sarsan görüntüler, iddialar ve soruşturmalar gündeme geldi. O günlerde iktidar cenahından güçlü bir ifade yükseldi:

“Ucu kime dokunursa dokunsun!”

Vatandaşın bugün merak ettiği ise bu sözün sonucudur. Çünkü artık açıklamadan çok hesap sorulmasını, operasyon kadar sistemin sorgulanmasını görmek istiyor.

 

***

 

2025… DİJİTAL GÜVENLİK SORUSU... Bu kez kamu görevlilerinin elektronik imzalarının taklit edildiği, üniversite diploması ve ehliyet düzenlendiğine ilişkin iddialar gündeme geldi.

Devletin dijital güvenliği sorgulandı. Bunun yanında yasadışı bahis, uyuşturucu, kara para, çeteler ve uluslararası suç ağlarına ilişkin soruşturmalar peş peşe geldi.

Dosya üstüne dosya… Her defasında benzer cümleler. “Sorumlular hukuk önünde hesap verecek.”

İyi de… Kim hesap verecek? Yalnızca en alttakiler mi? Yoksa zincirin tamamı mı?

Çünkü vatandaşın sorusu artık kaç kişinin gözaltına alındığından çok daha temel. Bu kirli düzen nasıl kuruldu?

 

***

 

101 MİLYON KİŞİNİN VERİSİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?.. Son dosyalardan biri de kişisel verilerle ilgili. 101 milyon kimlik verisi…

118 milyon GSM-TCKN verisi… Kişisel verilerin hukuka aykırı biçimde sorgulanmasını sağladığı belirtilen “Dragon Hacker” yapılanması…

Diyarbakır merkezli olduğu belirtilen yapı… Eyüp Can… Abdullah Kazan… İddialar, soruşturmalar, operasyonlar…

Bunlara sızıntılar, haraç iddiaları, kurşunlamalar, çetelerin alan kapma mücadeleleri, uluslararası uyuşturucu trafiği ve kara para dosyaları da ekleniyor.

Bütün bunların toplamında karşımıza aynı soru çıkıyor. Devletin kurumları neden bu kadar sık alarm veriyor?

Kurumlar görevini zamanında ve etkin biçimde yerine getirse, denetim mekanizmaları çalışsa, liyakat ve hukuk esas alınsa bu kadar çok yapı nasıl yıllarca büyüyebiliyor?

Devlet yalnızca suç ortaya çıktığında müdahale eden bir mekanizma değildir.

Önceden görür. Denetler. Engeller. Hesap sorar.

Makamına, mevkisine, siyasi veya bürokratik konumuna bakmadan kamu gücünün kişisel menfaat alanına dönüşmesine izin vermez.

Denetim zayıfladığında ise liyakat yara alır, keyfiyet büyür ve kamu düzeni rant ilişkilerine açık hale gelir.

 

***

 

 

BİR VERİP BİN KAZANMA ÇARKI!

Şu fonlama olayı… Tam bir fecaat. Bir verip, bin kazanma çarkı nasıl da organize edilmiş!..

Kimler yok ki?.. Ya milletvekilinin “rüşvet” alma halinin deşifresi…

Re’sen soruşturma! Denir ya, say say bitmiyor. Daha neyi anlatalım?

 

***

 

 

DİCLE ÜNİVERSİTESİ’NDE CEVAP BEKLEYEN SORULAR

İşte günlerdir yazıyoruz. Dicle Üniversitesi’nde olup bitenleri… Sayıştay’ın tespitleri ortada.

“Danışmanlık hizmeti” meselesi ortada. Sağlık Bakanlığı tarafından “sağlık hizmeti” olarak tanımlandığı ve 300 lira olarak belirlendiği belirtilen bir bedelin, üniversite uygulamasında “danışmanlık hizmeti” adı altında 1.600 liraya çıkarıldığı ifade ediliyor.

Yerli için 1.600 lira… Yabancı için 3.200 lira… Burada sorulması gereken çok basit bu fiyat farkının hukuki ve idari dayanağı nedir?

Kamu yararı nerededir?

Bu uygulamadan kim kazanıyor, kim kaybediyor? Ve kamu kurumu böyle bir bedeli hangi gerekçeyle belirliyor? Cevap bekleyen sorular bunlar.

 

***

 

 

139 KALEM DİŞ SARF MALZEMESİ ALIMI

Bir başka sıcak örnek ise İl Sağlık Müdürlüğündeki 2026/1407698 İKN’li, 139 kalem diş sarf malzemesi alım ihalesi.

İhale 9 Eylül 2026’da yapıldı.

İddia şu: Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, Mayıs ayında aynı olduğu belirtilen bir kavitron ucunu 59 liradan satın aldı.

Bu ihalede ise aynı ürün için yaklaşık maliyetin 4.125 lira olarak belirlendiği, ihaledeki teklifin de 3.725 lira olduğu belirtiliyor.

Rakamlar çarpıcı. Ürün miktarı 3.300 adet. 59 liradan toplam 194 bin 700 lira. 3.725 liradan, 12 milyon 292 bin 500 lira.

Aradaki fark:

 

***

12 milyon 97 bin 800 lira.

İşte burada soru yalnızca fiyat farkı değildir.

Asıl soru, aynı ürün olduğu belirtilen malzeme arasında bu denli büyük bir maliyet farkının nasıl ortaya çıktığıdır.

Kim belirledi? Hangi kriterler esas alındı? Kamu kaynaklarının korunması açısından hangi denetim mekanizmaları devreye girdi?

Kamuoyuna yansıyan tartışmanın ardından çeşitli gerekçeler gündeme geldi.

59 liraya alınan ürünün kalitesi, menşei, kayıt durumu ve satın alma yöntemi üzerinden açıklamalar yapıldı.

Sonuçta, fahiş fiyat gerekçesiyle ihalenin iptal edildiği bildirildi.

Ancak iptal edilen kalemlerin tamamı değil, 59 liralık kavitron ucunun da içinde bulunduğu 8 kalem olduğu ve yeni bir ihale sürecine gidileceği ifade edildi.

Sağlık Müdürlüğünün yanıtı bu yönde. Şimdi sorulması gereken, yeni ihalenin yapılıp yapılmayacağından önce şu:

Bu fiyat farkı nasıl oluştu?

 

***

MESELE ARTIK TEK TEK DOSYALAR DEĞİL

Diyarbakır'a özgü iki sıcak örnek bunlar. Daha önce yazdıklarımız da var. Her biri ayrı bir dosya, ayrı bir soru ve ayrı bir denetim başlığı. Fakat mesele artık tek tek dosyaların ötesine geçmiş durumda.

Çünkü bütün bu örneklerde ortak bir sorun dikkat çekiyor:

Bir sistemin sağlıklı çalıştığını gösteren şey yalnızca suçluların yakalanması değildir. Asıl ölçü, usulsüzlüğün, kamu zararının veya yetki kötüye kullanımının ortaya çıkmadan önce engellenebilmesidir.

Bugün toplumun karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri de skandalların sıradanlaşmasıdır. Her yeni dosyanın ardından “Bir yenisi daha çıktı” denilmesi, asıl sorunun kendisinden daha tehlikelidir.

Çünkü skandal normalleştiğinde, denetimsizlik de normalleşir.

Bu nedenle mesele artık yalnızca operasyon sayısı değildir.

Mesele; Denetimdir. Liyakattir. Hukuktur. Hesap verebilirliktir.

Ve kamu gücünün kişisel menfaat alanına dönüşmemesidir. “Ucu kime dokunursa dokunmasın” deniliyorsa…

Öyleyse dokunsun. Makamına bakılmasın. Mevkisine bakılmasın. Siyasi veya bürokratik konumuna bakılmasın.

Kim sorumluysa ortaya çıkarılsın. Kamu zararı varsa hesabı sorulsun. Yetki kötüye kullanıldıysa gereği yapılsın.

Suç varsa hukuk işlesin. Çünkü devletin itibarı operasyon sayısıyla değil, hukukun ne kadar eşit ve etkin uygulandığıyla ölçülür.

Ve unutulmasın:

LAĞIMI TEMİZLEMEK YETMEZ. LAĞIMIN NEDEN SÜREKLİ TAŞTIĞINI BULMAK GEREKİR.

Yoksa bugün bir skandalı temizlersiniz, yarın yenisi patlar. Bir çeteyi çökertirsiniz, başka bir yapı ortaya çıkar.

Bir dosya kapanır, başka bir dosya açılır. Çünkü sorun yalnızca lağımın içindeki pislik değildir.

Sorun, lağımın neden sürekli taştığıdır.

İpin ucu kaçtıysa… Bulunsun. Kim kaçırdıysa ortaya çıkarılsın. Kim sorumluysa hesap versin.

Çünkü artık milletin beklediği yeni bir operasyon haberi değil; devletin gerçekten çalıştığını gösteren sonuçtur..

Gerisi laf kalabalığıdır.

Nokta.

 

***

GÜNÜN SÖZÜ

Lağımı temizlemek yetmez; neden sürekli taştığını bulmak gerekir.


Yorumlar

Yorum Yap