KEYFİM YOK, TADIM TUZUM HİÇ YOK!..
Nasıl olacak ki?.. Ülkemin hal-i pür melali orta yerde cereyan ediyor?!.. Yaşanan ve yaşatılanlar "yangın" yeri gibi!... İnsani ve vicdani, ki rahmani "duygunun" vesayet altına alındığı, bir zamanı mahkumiyetindeyiz!.. Despotça, şoven ve ırkçı, faşizan "aklın ve anlayışın" hegemonyası altında; "inim inim" inlemenin çaresizliğini yaşar haldeyiz!!…
***
İşlerin "hiç de" iyiye gitmediği!.. Kötülüklerin "galebe" çaldığı.. Ve kahredici olan; "haset, kin, nefret ve husumet ile düşmanlığın" alayına, hükümdar olduğu bir zaman dilimi içerisinde; "duygu" alaborasında olmamak elde mi?!… Kahredici bir çaresizlik var!…
***
Yazıyoruz, çiziyoruz, söylüyoruz!.. Ki avazımızın çıktığı kadar da; yüksek dozajla haykırıyoruz!… Ama velakin; kovid-19 virüsü belasından beter bir salgınla; "üç maymunu" oynuyoruz!.. Görmedim, duymadım, bilmiyorum!.. Tek bilinen, görünen, duyulan "kendi hakikatleri…"
***
Yangını da, depremi de, seli de, terörü de, şiddeti de, yoksulluğu da, fakr-ü zarureti, işsizliği!.. Tüm olumsuzluklar ya da olumluluklar; "siyasi ve ideolojik, ırkçı" bir fikri bakışın, "yakıcı, yıkıcı, yok edici" düşüncesinin mengenesinde, tutuluyor!…
***
İşte böylesi bir haletiruhiyenin içerisinde, klavyenin tuşlarına dokunurken, kahır içerisinde kelimeler sıralanıyor insanın kalbinde!… Bir tarafta, dua ediyorum "Yarabi biz ne günah işledik ki, bu azabın içerisindeyiz. Bizi kurtar Allah’ım” diye…" Diğer tarafta beddua ediyorum.. "Bizi bu hale düşürenleri sen helak et Allah’ım.."
***
Ne hazindir ki; dua ve beddua etmekten başka bir şey elden gelmez hale gelindi!.. Yürek yakıcı bir tablo!… Mutsuzluğun ve depresyonun alabildiğine, "sirayet edici" bir hali yaşar durumdayız!.. Ki salt ben değil.. Öyle inanıyorum ki; ahalinin ekseriyeti aynı, "çaresizliğin" havasını soluyor!…
***
2020 yılına "bela" dedik, 2021 de "daha belalı" çıktı!… Zaten pandemi, ekonomik sıkıntılar, siyasetteki "olağanüstü" hal… Ve toplumsal, dejenerasyonun yıkıcı "ahlaki çöküşü.?" Bila istisna, bir replik haline dönen o sözcük "memleketin ayarlarıyla oynandı?".. Aynen de öyle?!…
***
Dedim ya, keyfim yok.. Tadım, tuzum hiç yok… Bunalımın "körükleyicileri de yok değiller.?!" O umursamaz, keyfiyet, kayıtsız, şuursuz, fikri bağnazların, hali durumları var ki; "ateşin körüğündeler.. " Kısır, verimsiz, kör tabusun hamiyetleri, "iktidar gitsin, Erdoğan gitsin, ülke cayır cayır" yansın deyip, "el ovuşturanlar mı?"..
***
"Dünya yansa umurunda" olmayanların, "lüks hayat" sevdalılıkları… İnsanlık yerlerde sürünürken, "siyasi oy devşirme" gayretinde olanların varlıkları.. Ve "Mahalleyi sel götürdü" adam aynanın karşısına geçip, saçını tarayıp, zıkkımını yudumluyor..
***
Utanmadan, ar etmeden, haysiyet ve şerefin zerresini taşımayan bir kesim var ki; "sosyal medya" teröristleridirler bunlar!… "Kardeşi kardeşe, devleti millete kırdırmaktan" imtina etmiyorlar… Vicdan yok, merhamet yok, edep, haya hiç yok!…
***
Vampir misali; "insan" kanın dökülmesinden keyif alıyorlar.. Ülkedeki felaketlerin yaşanmasından "haz" duyuyorlar.. Elin gavuru parmak sallarken, "helal diye" slogan atıyorlar.. Kendi iç meselelerimizde, "mandacılık" kafasıyla, BM'ye, NATO'ya "siz bir hükümranımız olun" diyecek kadar, şuursuzlaşıyorlar!…
***
Doluyum, öfkem sel misali!.. "İnsan" görünümlü "karaktersiz" yaratıklara söylenecek söz; onların cephesinde muteber olmaz!.. Ama yine de, haykırmak istiyorum.. Ve bedduam da şudur; "Alah sizi bildiği gibi yapsın emi?..".. Sizi ruhsuzlar, şuursuzlar, vicdansızlar; "tüh be size.."… Oh be; azıcık da olsa içimi dökerek, deşarj oldum!..
***
HIRSI BAŞINI YEDİ, AZMİ ZAFERE ULAŞTIRDI.
Malum; "Ahlak" ilmi de var?.. Ki Ahlak ilminde birbirine yakın iki kelime var?? Her ne kadar anlam bakımından birbirlerine yakın iki kelime teşkil ediyorsa da!.. Hırs ve Azim.. Ancak yaşam ve ahlaki medeniyette; "uygulama ve sonuç" noktasında, çok farklı istikametlere sahiptirler!… Şöyle ki…
***
Hırs kelime itibariyle, istenilene ulaşma noktasında "ziyadesiyle" istemektir.. O şey her ne ise "şiddetle rağbet etmek, meyil tutmak, istemek ve elde edebilmektir?".. Ve bu yolda; "tamah ve açgözlülük" kaçınılmazdır.. Nitekim hırs aynı minvalde, "doyumsuz" istek ve arzuları barındırır..
***
Ancak Azim öyle değil.. Tam aksine; zorlukları, engelleri, aşma gayretidir.. Kararlılıktır, özgüvendir.. Odaklanılan hedefe ilerlemede, aklı selim, sorumluluk ve metanet doludur!…
***
Kısacası azim "başarıdır", hırs da "hüsrandır?".,.. Nitekim ata sözümüz var.. Denir ya; "Azmin elinden birşey kurtulmaz.." Tabi "hırs" için de kullanılan atasözü var.. O da şudur; "Hırsı başını yedi?"…
***
Bir insanın hırsının başını yemesi için, hırsının aklının önüne geçmesi, onu örtmesi gerekir. Haris (hırslı) insanlar, ‘ben’ merkezli olup asla kaplarına sığmazlar ve hep ‘daha’, ‘daha’ derler.
***
ALİ YALÇIN TOPARLAR?…
Önceki gün kaleme almıştım!… "Eğitim Bir Sen" Diyarbakır Şubesinde "neler oluyor?" diye… Neler olmuyor diye de, not düşmüştüm!.. İşte bu yazıma, bir okurumu anlamlı mesaj iliştirmiş..
***
Diyor ki;
"Bir meyfe fidanını, tatlı meyvelerini yemek için dikersin..
Acı meyve vermeye başlarsa, kesersin!..
Diyarbakır Eğitim Bir Sen'i kuranlar, eğitim çalışanlarının hak ve hukuklarının takipçisi olmak ve haklarını elde etmiş eğitimcilerden başarı beklemek..
Bunun için sendika yöneticileri tarafsız, çıkarsız bir yönetim sergilemişlerdi!..
Öyle başladı..
Zamanla sendika yönetimi na ehil kimselerin eline geçince sendika hizmet kurumu olmaktan çıkıp rant elde etme kurumuna dönüşmesinden dolayı beraberinde bir sürü sıkıntı getirdi.
Eğitim Bir Sen'i kuran M. A. İnan'ın derdi ve davası derviş gibi hizmetti..
Onun ölümünden sonra işler bozuldu..
Bozulan dengeleri tekrar toparlamak, Eğitim Bir Sen Genel Başkanı Ali Yalçın'a düşer.."
***
Bu ifadelerden anlaşılan odur ki..
Eğitim camiası topyekûn Başkan Yalçın'dan "köklü çözüm" operasyonu bekliyor..
Ki, sendika "salih" amellere yönelsin!…
Yoksa; "eski tas eski hamam" misali rant merkezli na ehiller hep iş başında olur!?..
***
GÜNÜN SÖZÜ
- Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; ilk yarısının hasretiyle geçer.