MİDEMİZE SAPLANAN BIÇAK!…

Şiddet atmosferinden çıkıp, normale dönersek!.. Azıcık da, yediğimiz, içtiğimize bakalım.. Mevcut hal, şiddetten beter bir gıda terörü yaşıyoruz!!.. Ki başka da izahı olamaz..  Çünkü bir milletin en temel hakkı, temiz ve helal gıda yemektir, ama velakin yok!. Onu da, yerle yeksan ettiler. O hak, açık bir rant, tahriş ve taklit terörü altında elden alındı!… İşte reyonlardaki fiyatlar, her sabah hançer gibi saplanıyor cebimize!… Aldığımız her şeyin içinde ise başka bir hançer daha var.. Hem de zehirleyici öldürücü!.. O da katkı maddeleri, tahriş ediciler, gizli zehirler.

***

Karnımızı doyururken aynı anda sağlığımızı, geleceğimizi, çocuklarımızın bedenini de, çok yönlü şekilde zehirliyoruz, kanserojen maddeyle, ölümcül hastalık üretiyoruz!. Bu sosyo-ekonomik gıda terörü, sağlık terörüyle işbirliği içerisinde, ikili bir saldırıyla insanları hayatın tüm mekanizması içinde, yok edici oluyor!.. Vahim ve korkunç olan ise bu terör artık saklanmıyor, alenen, gözümüzün içine baka baka yapılıyor. Ve de sıradanlaşmış bir şekilde ne olmuş ki dercesine seyrediyor!!..

***

Kadim şehir Diyarbakır’ı düşünün.! O ki, bereketli coğrafyanın, o efsanevi mutfağın kalbi, mabedi olarak biliriz, bilinir. Bir zamanlar kebap yemeye Diyarbakır’a gidilir, lahmacun sıcacık fırından çıkar, ciğer kebabı, kaburga dolması denirdi. Şimdi vaki mi diyebilmek? Kent milliyetçisi olan ben bile, imtina ile yaklaşıyorum.. Ve imkânsız demeye başladım. Çünkü o meşhur lahmacun ve kebap harçlarında neyin nesi var, allah bilir noktasına geldim?

***

Şöyle ki.. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın son ifşasında görüldü.. Diyarbakır’ın en gözde ve lokasyonu yüksek Kayapınar ilçesindeki dört işletme utanç listesine kocaman bir şekilde, isimlerini gıda terörü hanesine yazdırmışlar..  Kim bunlar?.. Bakanlık tarafından resmen isimleri zikredildiği için, hukuki bir sorun teşkil etmediğinden buradan bende isimlerini, aktarmakta bahis görmüyorum.. İşte o dört firma..

***

BİR.. Miran Lahmacun.. Çiğ lahmacun harcı (dana + kuzu) diye satılan üründe sakatat (karaciğer) çıkmış.. İKİ..  TOKİ Ocakbaşı.. Onun lahmacun harcında kanatlı et. ÜÇ.. Müptela Ocakbaşı.. Onun da kıymasında, kanatlı eti ve sakatat (taşlık) çıkmış.. DÖRT.. Goşto Izgara.. Buranın da, Adana kebap harcında yine kanatlı eti ve taşlık çıkmış!.. Cezai işleme tabi tutulmuşlar..

***

Bu ifşadan şunu anlıyoruz.. Dana-kuzu diye yediğimiz et, aslında tavuk artığı ve sakatat karışımı!.  Malum, daha önce de benzer ifşalar oldu. Liste uzuyor, mideler bulanıyor, güven yerle bir oluyor. Bu kadar açık hileye rağmen Diyarbakır’da, aynı tür işletmelerde skandalların tekrarlanıyor olması, burada sadece ucuz et peşinde koşanlar değil, sistematik bir gıda terörü ve ona göz yumma gibi bir hal-i durum vardır..

***

Tabi, bunlar yetmezmiş gibi, ülkenin dört bir yanında iğrenç görüntüler ayrı bir mide bulandırıcı.. Sakarya’da bir tatlı imalathanesinde işçiler çıplak ayaklarıyla hamuru çiğniyor, üretim alanı çöplüğe dönmüş. Bone yok, hijyen yok, insanlık yok. Video çekiliyor, sosyal medya ayağa kalkıyor, mideler kalkıyor. Sonra? İş yeri mühürleniyor… Birkaç gün manşet oluyor… Ve sonrası, unutuluyor. Aynı hikâye başka illerde de dönüp duruyor.. Banyo yapan, ter döken, ayaklarıyla yoğuran zibidiler üretimde cirit atıyor.

***

Peki bu gıda terörüne maruz kalan ahali olarak biz ne yapıyoruz!.. Her zamanki gibi, susuyoruz.!! Ucuz olsun da nasıl olursa olsun diye yutkunuyoruz. Marketten aldığımız hazır gıdaların içindeki E numaralı kimyasalların, tahriş edicilerin bir gün vücudumuzda kanser tohumu olup filizleneceğini düşünme bir gayretimiz oldu mu?  Çocuklarımıza verdiğimiz simit, poğaça, lahmacun zehir mi taşıyor, diye sorguladık mı?  Yok..

***

Avuntumuz.. Devlet denetliyor..  Belediyeler, Ticaret Bakanlığı, Tarım.. Onlar üzerine düşen görevi yerine getiriyor, gafletiyle.. İyi de denetim var idiyse, neden aynı pislikler tekrar tekrar aynı bölgede, aynı mantıkla ve yine aynı mekanda ortaya çıkıyor? Neden ifşa etmekle yetiniliyor da, ağır hapis, kalıcı kapatma, milyonluk cezalar gelmiyor, getirilmiyor, uygulanmıyor? Yoksa bu denetimler sadece “göstermelik tiyatro” mu? Bence öyle!..

***

Milletin midesine, sıhhatine, vicdanına yapılan sistematik bir saldırıya rıza gösteren her kurum ve kişinin boynundaki vebal, kaldırılamaz!. Fiyat terörüyle fakirleştiriyorlar, hijyen terörüyle zehirliyorlar, katkı terörüyle yavaş yavaş bizleri açıkça öldürüyorlar. Ve en acısı, biz buna alışıyoruz.  Alışık hale getiriliyoruz.. Hasılı, artık yeter demek gerekmez mi, böylesine iğrenç, böylesine rezillikler içeren, gıda terörüne karşı..

***

Derim ki.. Bu terörün karşısında susmak, suç ortağı olmaktır. Marketten alırken etiketi oku, sokaktaki esnaftan alırken hijyeni sorgula, sesini yükselt, sosyal medyada paylaş, şikâyet et.. Gör bak, nasıl da iğrençliklerin, rezilliklerin ahlak yoksunları, ahilik dersi almaya başlar.. Ama  susarsak, yarın Diyarbakır kebabı diye bir şey kalmayacak. Geriye sadece bir zamanlar yenirdi… Ama içinde ne vardı bilinmez” diye anlatılan acı bir hikâye dinlemesi kalacak..

***

GÜNÜN SÖZÜ

Gıda terörüne geç kalırsan, midendeki ses açlık değil, ihanet hançerinin acısı olacaktır.

 


Yorumlar

Yorum Yap