SANDIKTAN DEĞİŞİM ÇIKTI, ASIL SINAV ŞİMDİ BAŞLIYOR!
Baro seçimlerinin yapıldığı haftadayız. Türkiye’nin dört bir yanında sandıklar kuruldu, oylar kullanıldı, başkanlar belirlendi. Diyarbakır Barosu da seçimini yaptı. Sandıktan çıkan tercih “değişim” oldu. Ve yarış bitti, yeni yönetim startını aldı.
Birazdan seçim sonuçlarını detaylı aktaracağım. Ama önce seçim sonuçlarının yalnızca bir ismin başkanlığa gelmesinden ibaret olmadığı gerçeği üzerinden, baroların yönetim anlayışıyla ilgili iki kelam etmek istiyorum. Çünkü buradaki asıl mesele, yeni yönetimin baronun kurumsal kimliğini nasıl şekillendireceği ve kendisine emanet edilen temsil sorumluluğunu nasıl yerine getireceğidir.
***
Diyarbakır Barosu, yalnızca üyelerinin mesleki sorunlarıyla ilgilenen bir kuruluş değil. Olmadı da. Hukuk, adalet ve toplumsal meselelerde ortaya koyduğu tutumla kamuoyunda da karşılık bulan bir meslek örgütü.
Burada temel ayrım şudur: Bir avukatın kişisel siyasi görüşü ile temsil ettiği baronun kurumsal kimliği aynı şeyi ifade etmez. Her hukukçunun farklı bir siyasi düşünceyi benimsemesi en doğal hak. Lakin baro yönetimi, yalnızca kendisine oy verenlerin değil, farklı görüşlere sahip bütün üyelerin temsil makamıdır.
Bu nedenle baronun herhangi bir siyasi çizginin sözcüsü olarak algılanmasına prim vermemesi gerekir. Aksi tutum, kurumsal temsil gücünü zedeler. Yönetimin önceliği, üyeleri tek bir düşüncede buluşturmak değil, farklılıkları ortak hukuk ilkeleri etrafında bir arada tutabilmek olmalıdır.
***
BAROLARIN SİYASETLE İMTİHANI
Baroların siyasetten tamamen uzak durması gerektiğini savunmak gerçekçi değildir. İnsan hakları ihlalleri, savunma hakkına yönelik müdahaleler ve hukuk devletini ilgilendiren gelişmeler karşısında söz söylemek, mesleki sorumluluklarının bir parçasıdır.
Ancak belirleyici olan, yalnızca ne söylendiği değil, hangi ilkeye dayanılarak hareket edildiğidir.
Hukuka aykırılık kimin tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin aynı ölçüyle değerlendirilmeli; hak ihlalleri, mağdurun siyasi kimliğine göre farklı muamele görmemelidir. İktidarın da muhalefetin de hukuki sorumluluğu aynı ilkeler çerçevesinde ele alınabilmelidir.
Bir baronun itibarı, yalnızca açıklamalarının sertliğiyle değil, hukuki tutarlılığı ve bağımsızlığıyla ölçülür. Hukuk, yalnızca aynı düşünceyi paylaşanların değil, farklı düşünenlerin de haklarını koruyabildiği ölçüde anlam kazanır.
***
Baroların görevi yalnızca açıklama yapmak ve eleştirmekle sınırlı kalmamalıdır. Hukuki düzenlemelere ilişkin öneriler geliştirmek, eksikliklere alternatif çözümler sunmak ve gerektiğinde iktidar ile muhalefet temsilcileriyle görüşmek de kurumsal sorumluluğun gereğidir.
Diyalog kurmak, ilkelerden vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, farklı siyasi aktörlerle temas kurabilen bir baro, hukuki sorunların çözümünde daha etkili rol üstlenebilir.
Diyarbakır Barosu’nun da yerel sorunların çözümünde, toplumsal barışın güçlendirilmesinde ve savunma hakkının korunmasında etkin bir rol üstlenmesi beklenir.
Bunun yolu, siyasi yakınlıklardan bağımsız hareket edebilmekten ve eleştiriyi somut çözüm önerileriyle desteklemekten geçer.
***
YENİ YÖNETİMİN SORUMLULUĞU BÜYÜK
Diyarbakır Barosu’na kayıtlı 2 bin 626 avukatın bin 830’u seçimde oy kullandı. Oyların 12’si geçersiz sayıldı. Çıkan sonuç: “Değişim!”
Sertaç Buluttekin 840 oy alarak başkan seçildi. Bir dönem daha diye yola çıkan mevcut başkan Abdulkadir Güleç ise 821 oyda kaldı.
İki aday arasındaki fark yalnızca 19 oy oldu.
Nihai ipi Buluttekin göğüsledi.
Yönetim kurulu adayları arasında Zülküf Ergin Alabalık bin 142 oyla ilk sırada yer aldı.
Disiplin kurulu adayları arasında Gülistan Paşaoğlu 908, denetleme kurulu adayları arasında Yasemin Kan bin 26 oy aldı.
Türkiye Barolar Birliği delegeliği seçimlerinde ise Ahmet Özmen bin 202 oyla ilk sıraya yerleşti.
***
Başkanlık yarışının 19 oy gibi sınırlı bir farkla sonuçlanması, yeni yönetimin temsil sorumluluğunu daha da önemli hâle getiriyor. Seçim sonucu başkanın kim olduğunu belirler; ancak kurumsal temsil, yalnızca kazanan adaya oy verenlerle sınırlı değildir.
Bu açıdan Abdulkadir Güleç’in rakibi Sertaç Buluttekin’i tebrik etmesi ve “Birlikte mücadele edeceğiz” mesajı vermesi önemlidir. Güleç’in Kürtlerin demokratik hakları konusunda daha güçlü bir baro beklentisini dile getirmesi de seçim sonrasında ortak sorumluluğun sürdürülebileceğine işaret etmektedir.
Şimdi önemli olan, bu yaklaşımın somut bir çalışma pratiğine dönüşmesidir. Seçim sürecinde ortaya konulan farklı görüşler, baronun çalışmalarına katkı sunan bir çoğulculuğa dönüşebilecek mi? Bunun yanıtını yeni yönetimin uygulamaları gösterecek.
Sertaç Buluttekin’in toplumsal barış, adalet ve kamu yararına yönelik çalışmalarda daha etkin rol üstlenme hedefi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu hedeflerin karşılık bulması, farklı kesimlerin haklarını gözeten, siyasi aidiyetlerden bağımsız ve çözüm odaklı bir yönetim anlayışına bağlıdır.
***
KOLTUK KAZANILDI, GÜVEN KAZANILACAK MI?
Diyarbakır Barosu’nun yeni yönetimi için asıl ölçüt, seçim başarısını kurumsal başarıya dönüştürebilmektir. Bunun yolu, farklı görüşleri dışlamadan temsil etmekten, hukukun üstünlüğünü her koşulda savunmaktan ve siyasi aktörlerle ilişkilerde bağımsızlığı korumaktan geçiyor.
Baroda başkan seçilmek başka, bütün baronun başkanı olabilmek başkadır.
Sandık bir ismi belirledi. Şimdi o ismin, kendisine oy verenler kadar farklı tercihlerde bulunan üyelerin de güvenini kazanma zamanı.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Sandıkta kazanmak bir sonuçtur; asıl başarı, herkesin hakkını ve hukukunu gözeterek güven kazanabilmektir.
Yazarın Önceki Yazıları
Yorumlar