ŞEHRİN ASAYİŞİ
Biliyorum!
Bu yazı 'rahatsızlık' verecek.
Birileri de tepki, gösterecek.
Yine birileri diyecek ki 'resmi dil" olarak.
"Kol kırılır, yen içinde kalır" mahiyetiyle Kadim şehir neden "ürküten şehir!" olarak gösteriliyor diye?
Eyvallah!
***
Lakin biz de, "iş olsun" diye, yazmıyoruz.
Öyle de niyet içermediğimizi herkes biliyor.
Amma velâkin hakikatlerin üzeri örtülemez.
Hele ki "orta" yerde vakalar silsilesi hâsıl ise.
Ve toplumsal bir tedirginlik var ise.
Bizdeki görev de; "ifşa" etmek, çözümüne katkı sunmak.
Ötesi olmaz!
***
Bu minvalde;
Zaten nereye kadar "olumsuzlukların" üzeri örtülebilinir ki?
"Oluşan tozu sürekli" halının altına süpürmek doğru değil.
Bir zaman gelir ki;
Ne halı, ne süpürge.
Ne de, varlık etkeniniz o tozu-çöpü, kirliliği "gizleyemez" hale gelir.
Tabiri caizse; "orman kanunları" hâkim olur.
İşte hal-i vaziyetimiz!
***
Bakınız!
Ki birçok kez de yazdım.
Özellikle günlük yaşamı "korku" tüneline çeviren; "kapkaç ve gasp" olaylarıyla ilgili.
Soygun.
Hırsızlık.
Ve kapkaç!
Ne yazık ki, "hala bu noktada" istenilen mücadele sahaya yansıtılmış değil.
Ne emniyet açısından, ne halk açısından.
Ne de esnafın bizatih-i kendisi.
Tabi yargı mekanizması da!
Yekûnuyla "yasal ve sosyal" bir caydırıcılık söz konusu değil.
***
Kuyumculara yönelik bir aylık "soygun" girişimi!
Bilânçosu 7 soygun deniliyor.
Onlarca kilo çalınan altın.
Yaralanan, kurşunlanan kuyumcu esnafı.
Diğer yandan "işyerleri" soyulanlar, hırsızlığa maruz kalanlar.
Esnaf'ta büyük bir kaygı ve korku hâkim.
Ki dün; "bıçak kemiğe" dayandı misali Kuyumcu esnafı yeter dedi.
Önce yarım gün "kepenk" indirdiler.
Sonra da; "basının karşısına" çıkıp, seslerini duyurmaya çalıştılar.
***
Oda Başkanı Mustafa Akkul.
Diyor ki;
"Soyguncular yakalanmıyor.
Yakalanmadığı için de, birilerine cesaret kazandırıyor.
Yeni soygunlar, yaşanıyor."
Akkul soruyor, "MOBESE kameraları" ne işe yarıyor?
Toplumsal olaylarda.
Trafik kazalarında MOBESE'lerden yararlanılıyor.
Ama iş, kuyumcu soygununa geldi mi yok?
Bir işyeri soyulacaksa, mutlaka o soyguncular bir kaç kez o bölgede keşif yaparlar.
Ondan sonra soyarlar.
Maskeli diye, soyguncular yakalanmayacak mı?
Bir de her dükkânda kamera var. Görüntü var, yakalanan yok?"
***
Akkul'un bir de sorgulaması var.
Şehitlikteki soygunla alakalı.
Diyor ki;
"Soyguncunun yüzü net görünüyor.
Kıyafeti de.
Polis aynı gece de yakalıyor.
İfadesi alınıyor.
Savcılığa gidiyor, serbest bırakılıyor.
Bu nasıl oluyor?
Açık ve net söylüyorum; emniyetin de, mahkemenin de burada bir eksikliği var?"
***
Elektrik kesintilerine de dikkat çekiliyor.
Çünkü diyor.
Uzun süreli elektrik kesintilerinde, alarm ve kameralar devre dışı kalıyor.
Vitrinli asansör, çalışmıyor.
Bu da soyguncunun işini kolaylaştırıyor.
Bölgede polis devriyeleri, ekibi bulunurdu, şimdi yok.
Silah kullanımı da yaygınlaştı."
***
Şimdi bu portre içerisinde, Diyarbakır için "asayiş" berkemal diyebiliyor muyuz?
Huzurlu.
Güvenli.
Ve İstikrarlı.
"Can güvenliğini" tehdit eden unsurların "yok" olduğundan söz edebilir miyiz?
Yok…
***
Hırsızlık.
Soygun.
Gasp.
Kapkaç dâhil.
Ve diğer adli suçlar, zinciri.
Uyuşturucu.
Fuhuş.
Enva-i şekliyle; "ikmal" edildiğini, gemi azıya vurduğunu herkes söylüyor.
Ki yetkili makamlar da, özel mülakatlarda ifade ediyor.
***
"Terör ve toplumsal" olaylarla oluşan şiddet ortamı anlatmaya gerek yok.
Gün ortası.
Karanlığın basmasıyla; malum hadiseler mutat yaşanıyor!
Yol kapatma.
Kimlik kontrolü.
Ya da, güvenlik birimleriyle girişilen çatışmalar.
Son günlerde, yaygın.
Bunların "olmadığını" söyleyebilir miyiz?
***
Birçok okurdan mesaj alıyorum.
Tepkisel noktada?
Tabi bana değil, "Şehir asayişinden" sorumlu teşkilata diyorlar!
"Polis sokaktan çekilmiş.
Karanlık bastı mı, polis artık yok.
Eskiden devriye yapan ekipler vardı?
Şimdi yok?
Niye…
***
Evet, niye polis, sokaktan çekilsin.
Devriye ekipleri neden sonlandırılsın?
Bir strateji mi,
Siyasi bir tercih içerikli mi?
Yoksa "bilinmezlik" bir durumdan kaynaklı mı?
Her nedense, şahsen ben bilmiyorum!
Ama şunu ifade edebilirim.
Mevzuuyla alakalı bir hayli "speküllesi" yüksek sesle dillendirildiği herkesin malumu.
***
Hiç kuşkusuz ki;
Kamu düzeni esastır.
Kişilerin, can ve mal emniyetini tesis etmek.
Huzuru, güveni ve istikrarı sağlamak.
Suç ve suçlularla, "mücadelede" tavizsiz olmak, yetkili teşkilatların asli görevidir.
En önemlisi de!
Hizmetinde olduğu toplumun "problemlerini" çok iyi algılamalı.
Kendi algısıyla da, "sentez" oluşturarak, çözüm stratejisi ortaya koymalıdır.
Ki bunda, mükelleftir.
Taviz vermeyen!
Ama yasa ve hukuk nizamı çerçevesinde; "sahada" bulunmalıdır.
***
Hele ki, halkla ilişkiler.
Toplumsal, "diyalog" hassasiyeti.
İdeolojilerden "tecrit" edilmiş.
Kolektif bir vazife düsturuyla, kaynaşma sağlamalıdır.
Toparlayıcı.
Bütünleştirici.
Sorumluluk anlayışıyla; "görev" bilincini, vatandaşla birlikte işletmelidir!
***
Aksi takdirde; "sosyal barıştan" söz edilemez.
Asayişin berkemalından hiç!
Bu nedenle diyorum ki;
Diyarbakır'da "günlük hayat akışını" kaygılandıran mevzuular "kollektif" bir işbirliğiyle önlenmelidir.
Hele ki, can ve malın "korunması" noktasında.
Sorumluluk herkes için!
Hayırlı Cumalar.