ZİHNİYET DEĞİŞMİYOR Kİ?

Bir kez daha; Keçi Burcu diyorum! 

Ve 100 metre ötesi!

Kirlilik, çirkinlik hemen “yüzünüze” şamar gibi iniyor.

İçimde “tepki” fırtınası yine öfkeye dönüyor.

Diyorum ki;

“Zenginlik” içerisinde; tarih ve kültür “fakirliği” yaşamak-yaşatılmak bu olsa gerek!

Ve içimdeki isyanla diyorum ki; "Sahipsizliğe mahkûm bırakılmak, kabul edilemez."

Edilmemeli.

Bu suskunluk, sinmişlik niye?

***

Evet, Keçi burcu’nun 'O' sahipsizliği!

Ve iki adım ötesi.

Ya da, hemen yanı başındaki tablo.

Doğrusu şehir olarak bu kültür, tabiat ve tarihi “eserler” açısından, şu soru hep ikmale geliyor.

Biz, layık mıyız?

Ya da, layık oluna sahip miyiz?

Ne yazık ki ikisi de bizde mevcut! Ama hoyratça biz zulüm yapıyoruz-yapıyorlar, yaptırmaya göz yumuyoruz!

Yazık!

***

Şehr-i Azam’ı, çepeçevre, saran “Balığı” andıran tarihi Surlar.

Ve Sur’ları süsleyen Burçlar.

83 Burç'a sahibiz.

En gözdesi de, alımlı ve hasb-i halı bol olan da 7 Kardeş'ten sonra “Keçi Burcu” gelir.

Ancak al beni de, birinci.

Bu şaheser yapı, bilindiği gibi yıllar önce restore edildi.

Valilik, imkânlarıyla milyonlar liralar harcandı.

Muhteşem, albenisi ortaya çıktı.

***

Ne var ki, "sonrası" rezillik.

Her ne kadar; bir iki sosyal etkinlik yapıldıysa da.

Cumhuriyet resepsiyonları, konferanslar, iki de kokteyl, bir de defile.

Sonra!

İşte bu sonra denilen zaman var ya, “zulmün” abidesi oluverdi Keçi Burcu'na!

Aksaklıklar. Vurdumduymazlık, “atıla” bırakma-bıraktırma becerisi!

Hepsi, varlık gösterdi!

***

Burası hal-i hazırda Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı’na kiralık.

Sözde “işletilmek” üzere "kurulan" bir şirket aracılığıyla alındı.

Nasıl bir şirket, o de meçhul!

Hülle bir ihaleyle alındı.

Amaç;

Keçi Burcu, yerli ve yabancı “turisti” ağırlayacak!

Burası yekûnuyla, şehrin “aynası” olacak diye.

Keçi Burcu'nun hemen, dibindeki "Hevsel Bahçelerinin" doyumsuz görüntüsü.

Temiz, bol oksijenli havası.

Bir de, On gözlü köprünün şaheserliği.

Hepsi, "tek karenin" içerisinde!

Herkes o gün için rıza gösterildi amaç buysa, "samimiyet" hâsılsa, buyrun işletilsin.

Hem istihdam yaratılsın, hem gelir imkânı oluşsun.

***

Ki o tarihte, biz de alkış tuttuk; "en doğru" karar diye!

Ama "evdeki hesap" çarşıya uymadı.

Amaç ve hedef; "farklı" sonuçlar doğurdu!

Lakin İş ehlinde değilse "ne becerebilir ki?"

Mümkün değil.

2007 ve sonrasındaki yıllarda bu "çirkin anlayışı" defalarca burada yazdık, çizdik.

Burası “heba” edilmesin, ranta gitmesin diye!

Kimseyi; inandıramadık, engelleyemedik!

Deve kuşu misali "kafalar kuma" gömüldü, sonuçta hal böyle oldu?

***

Bir de, "Sit alanına" iş makinesiyle müdahale rezilliği yaşadık.

Sözde "ıslak" zemin oluşturmak için, "tahliye kanalı" açılacakmış?

Restorasyonu yapılan alana “iş makineleri” sokuldu.

Kepçeler vurdu.

Bir anda, "milyonlar" harcanan o muhteşem restorasyonu, tabiri caizse "kısm-i" olarak katlettiler.

Malum, Sit alanına “iş makinesinin” sokulması, adli ve idari ceza hükmüne sahip!

Neyse ki, yazılarımız üzerine Müdahale edildi.

Tahribatın, asli dokunun bozulmasına engel olundu.

***

Peki sonra.

Bırakıldığı gibi; halen atıl.

Bir iki kişi, "çay satışıyla" kendince kazanç kapısı olarak, kullanıyorsa da.

Her ne kadar, "işgal" altında deniliyorsa da.

Düşünüyorum, ya bu şehir çocukları (!) olmasaydı buranın hali nice olurdu?

Yoksa burayı teslim alan anlayış “sayesinde” kimler cirit atmazdı ki.

Yazık.  Hem de, çok ama çok yazık!

***

Akıl sır erdiremiyorum!

Kaç yıl geçti? Nerdeyse, 6–7 yıl gibi uzun bir zaman tükendi.

Keçi Burcu neden bir türlü “turizmin” hizmetine sokulmuyor?

Beklenen ne?

Sormak lazım; Ticaret Odası’na madem burayı aktif hale getirmeyecektiniz ne diye devraldınız?

10 yıllığına, “nüktenize” çektiniz?

Ki her yılda, 14 bin lira civarında "yıllık kira" ödüyorsunuz.

Ama hiç bir dâhiliniz yok.

Sebep beyler, sebep!

***

Sakın.

Ama sakın, bildik “basma-kalıp” gerekçeler sıralamayın.

Dile kolay; 7 yılda, insanlar “ülke” inşa eder.

Siz, hala “restore” edilen bir Burcu “işletmeye” açamadınız?

Bırakmıyorsunuz, başkası da açsın!

Bir önemli, akıl arızası durum da “meseleye” seyirci kalınması!

Hele ki; bu seyirciler, “devletin” aklına sahip, olanlar olunca.

İdareciler. Yerel yönetimler. Ve tabi ki, Ticaret ve Sanayi Odası.

***

Şimdi, açık ifade edersek.

Biz, mevcut 83 Burç’tan 82’sini de onarsak.

İçkale deki, restorasyonu, tamamlasak.

Müzeyi de oraya taşısak.

Sur içini, kentsel dönüşümle, “açık hava müzesi” haline getirsek.

Bir de, UNESCO tarafından, Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri "Dünya Miras Listesine" alınsa.

Zihniyet, değişmedikçe, “değişen” ne olur?

Hiçbir şey!

***

Biz işletmeye, turizme halkın beğenisine, “sunamıyorsak”.

Ne kalır bu zenginliklerin kıymet-i harbiyesi!

Ne demişler; “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.”

Hal-i âlem ortada.

Bir an evvel, ama bir an evvel, “Keçi Burcu” ihtişamlı yüzüyle, “turistleri” ağırlasın.

Çevre düzenlemesi yapılsın.

***

Çözüm süreciyle.

Şuan ki veriler, Diyarbakır'a "turist" sayınının, hızla arttığını gösteriyor.

Yani "bacasız fabrika" tütme aşamasında.

Ama sizlerin "zihniyetiniz" halkın ve şehrin hizmetinde değil.

Eğer olmuş olsaydı, ben bu yazıyı yazmazdım.

Hatta benzer noktada, bu dördüncü yazımız olmazdı.

Ama görünen köy kılavuz istemez, hala aynı kelime ve kurguları burada zikretmeye devam ediyoruz.

Lakin dinleyen kim?

***

Boşuna demiyoruz.

Taşı gibi bahtı da kara şu Diyarbakır'ın.

İşte, şehrin "göz bebeği", nefes mekânı, adına şarkılar-türküler okunan, Kırklar Dağı!

Bir zihniyet tarafından; "imar'a" açıldı.

Ve orada binalar dikilmeye çalışıldı...

Şehrin kalbine hançer misali!

"Ziyaret" çarpmış olacak ki, Kırklar dağı'ndaki o "beton yığmalar" hal-i hazırda bir türlü yükselebilme becerisi gösteremiyor.

***

Boşuna denilmemiş.

"Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste."

Kırklar dağı da.

Mazlum Şehrindi. Gasp edilince ahını aldı.

Şimdi "aheste aheste çıkıyor" orayı İmar'a açanlardan.

Bir de, "o imarla" iştahlanan müteahhitlerden.

Diyeceksiniz ki, Fiskaya Şelalesi! Beterin beteri. Ki buranın "hikâyesi" apayrı gariplikler ihtiva ediyor.

Onu bilahare konuşacağız!

***

TOB "Üniversitesi" kurulacak diye, Ticaret ve Sanayi Odası'nın "el koyduğu" Eski Milli Eğitim Binası.

Fiskaya semtindeki tarihi bina!

Maşallah, "Ne üniversite var ne de, kurulan bir fakülte".

Orda var olan; "bir işgaliye".

Cafe.

Ne diyelim, son zamanlarda en kazançlı mekân "cafeler ya".

Bir iki yıl sonra, bahane hazır.

Ne yapalım, "burası işgal" altında, müdahale edemiyoruz deyip sıvışılacak?

Daha neden, söz edelim.

***

Öyle hissediyorum ki!

Şu tatil gününde, Cumartesi keyfini yaşarken, bu yazıyla yüzleşmek sizin de; "sinir uçlarınıza" etki yapmıştır.

Diyeceksiniz ki, yapmaz mı..!

Evet, “hakikatleri de”, şehrin gerçeklerini de, “göz ardı” etmemek gerekir.

Hele ki bu bizim; “ortak kullanım” alanımız ve nimetimiz ise!

Hesap sormalıyız; beyler, bu çirkinliklere ne zaman son vereceksiniz?

Son olarak bu yazının "aynı cümleleriyle" kurulu olan yazıyı, 2013 Şubat'ında kaleme almıştım.

Bakalım, 2014'un ortasında bir şey değiştirme gayreti sunulacak mı?

Yoksa seneye aynı yazıyı mı yazacağız?