GÜZEL İŞLER OLUNCA!
Kayyım için!
İki yanlış bir doğru etmez demiştim..
Çünkü "itici" geliyor..
Demokratik bir; "içtihat" değil..
Taktir, Devlet-i Âliye'nin..
Neyse!
Şehr-i Diyarbekir..
Sanırım, "kayyım'a" alıştı..
***
Şöyle ki..
Cumali Atilla'nın icraatları..
Halkla diyalogu..
Günlük hayata dair; "dokunan" kararlar..
Farklı bir rüzgâr estiriyor…
***
Belediye'nin "aslı" hizmetlerinin yanı sıra!
İşte son iki hamlesi..
Birincisi;
"Kabir ziyareti" hassasiyeti…
Bundan böyle her perşembe günleri; ücretsiz taşıma yapılacak…
Şehrin belirli noktalarından; 14 Belediyesi otobüsü sefer yapacak…
Vatandaşları…
Üç ayrı noktadaki "mezarlıklara" "ücretsiz" olarak taşıyacak…
***
Doğrusu!
Dün Cuma namazı çıkışında; "çok kişiden" tepki aldım..
Olumlu..
Alınan kara dair "takdirlerini" sunma noktasında..
Lütfen yazınızda; "teşekkür ettiğimizi" iletin diye..
Biz de aktaralım..
***
İkincisi…
Ki hep karşı çıkmış, eleştirmiş..
Ve "yasadışı" olduğunu, vurguladığım bir uygulama..
Yol.. Cadde ve sokaklar..
Özellikle, "sirkülasyonun" yoğun olduğu bölgelerde; "otopark" keyfiyeti..
Yani "yol üstü otopark" ücreti alınma hali…
***
Nitekim!
Bu uygulama, Danıştay 8 Dairesi tarafından genel itibariyle!
"Hukuka aykırı" bulunmuştu..
Tabi bu karar; Diyarbakır için değil…
Şanlıurfa Belediyesi'nin uygulamasına dair, verilmiş karardı..
Ancak; "emsal" teşkil, etmekteydi..
***
İşte bu uygulama!
Dün itibariyle, Diyarbakır'da "kayyım" kararıyla kalktı.
Artık "yol üstü otopark ücreti" alınmayacak..
Ama!
Diyarbakır'ın temel sorunlarından biri de..
"Otopark" olduğu..
Aynı minvalde; "otopark kültürünün de" yokluğu..
İkilem bir durum..
***
Biliyorum..
Birileri diyebilir ki; "bu mu hizmet?"
Elbette ki..
Amma velâkin "hizmetin, küçüğü ve büyüğü olmaz"
Önem arz edici olan; "bir şeylerin" yapılabilinmesi..
Ki iki hadise de; "günlük hayata" dokunuştu..
***
Atilla!
Bölgenin bir evladı..
Kadim şehri de, tanıyan ve görev yapmış bir kişi…
Sorumluluğunu da..
Görev anlayışını da; "bilen biri" olması hasebiyle..
Umut ediyorum ki!
İcraatlarıyla, halka dokunuşuyla; "algıyı" doğruya çevirecektir.
Kolay gelsin.
***
TSK’de başörtü serbest!
Vay be…
Nerden, nereye gelindi?
Bir milat.
TSK’de artık;
"Başörtü" serbest olduğu gibi…
"Kirli sakala da" yasak değil…
Yani, TSK’de diğer kamu kurumları gibi!
Sivil memurlar.
Kadınlar "başörtü takabilecek."
Erkekler de, "kirli sakal" bırakabilecek.
***
Öyle ya!
"Başörtü" yüzünden, işinden edilen.
Meslekten atılan.
Ailesi dahi başörtülü diye; "görevden" ihraç edilenler.
Kirli sakal yüzünden, "iş akdi" feshedilenler.
Garnizona mı?
Ordu evlerine mi?
Sokulmazken, her şekliyle yasaklı, "tabular" ikmal eden bir kurum.
Ve bugün gelinen "aşama…"
***
Ne diyoruz.
Türkiye'de "taşlar" yeni yeni; "milli" olarak yerine oturuyor.
Daha yıkılacak; çok tabu var.
Laiklik adına.
Kemalizm adına.
Sekülarizm adına..
Hele ki, Atatürkçülük adına; "bu millete" neler dayatılmadı ki?
***
Kavak Ağacı ile Kabak!
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş.
Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş.
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
—Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
—On yılda, demiş kavak.
—On yılda mı?
Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
—Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
—Doğru, demiş kavak.
***
Günler günleri kovalamış.
Sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye başlamış
Soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmiş...
Sormuş endişeyle kavağa:
—Neler oluyor bana ağaç?
—Ölüyorsun, demiş kavak.
—Niçin?
—Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
***
Hayat bu...
Peki ders-i ibret ihtivası…
Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz.
Kolay kazanılan, kolay kaybedilir.
Her işte alın teri ve emek şarttır.