SUR AHALİSİNİN BEKLENTİSİ!


Sur'daki hadiseler..

Herkesin malumu…

Neler yaşandı, neler yaşatıldı, tahribat ve yıkım!

Hepsi…

Her yönüyle kamuoyuna yansıdı..

Her ne kadar birçok farklı algılar; yaratılmak istenildiyse de!

Her cephe kendisine göre; "kırılmayı" aldı.

***

Önceki gün!

Bazı esnaflarla…

Ve ilçede ikamet eden sakinlerle görüştüm..

Ciddi bir toplumsal kırılma var…

Kaygılar, kuşkular, tedirginlik, yarına dair "belirsizlikler…

Karamsarlık" hala yüksek!…

Acaba bir daha bunlar yaşanabilinir mi diye?

***

Bu bölgenin!

İvedi bir şekilde "yaralarının" sarılması..

İzlerin silinmesi…

Yeniden entegrasyonun sağlanması…

İşin.. Aşın.. Barışın tesisi noktasında "Sur içi… Ki Silvan'da dâhil" Afet bölgesi ilan edilmeli çağrımı yeniliyorum…

***

Çünkü mağduriyet yüksek…

Manevi yıkımın yansıra…

Maddi bir vahim yıkım söz konusu…

Esnaf.

Ve semt sakinlerinin beklentisi; bu yönde…

Umutlular var devlet tarafından kendilerine "maddi ve manevi" bir elin uzanabileceğine dair..

Terörden zararın tanzimi...

***

Bu beklentileri…

Gerek operasyonlar esnasında,

Gerek sokağa çıkma yasağı esnasında,

Gerekse de;

Sonrasında "maddi ve manevi" yönden aldıkları ciddi destekle entegreli…

Hatta İl Valiliği…

Vali Hüseyin Aksoy'un talimatıyla bir çok ev ve işyeri için daha "hasar tespiti" yapılmadan, yardımlar yapılmış.

***

 

Ki bu minvalde…

Konuştuğum çok kişi; "Valiye minnettarız" diyor?

Yine İl Emniyet Müdürü Adnan Taşdan'a da "teşekkür" ediyorlar…

Özellikle operasyonlarda polisin "sivil vatandaşa" yaklaşımına dair..

Hassasiyet yüksek imiş…

Konuştuğum kişiler; Yoksa.. Eski ceberut devlet yapısı olsaydı.

"Sur içinde" vahim katliamlar yaşanırdı? Cesetler toplanılmazdı"

***

Ama!

Herkesin ana beklentisi..

Sokağın..

Esnafın..

İşçinin, memurun, öğrencinin..

Sanayicinin…

Anlayacağınız 7'den 70'e herkesin beklentisi şu bir daha böylesi günleri yaşamamak!

Terörün.. Şiddetin..

İstikrarsızlığın yaşanmadığı; "Çözüm sürecindeki" hayata yeniden dönüş..

Ve barışın bir an evvel toplumsal mutabakatla "sağlanıp" kalıcılaştırılması…

***

Ne diyoruz..

Ah ki ah.. Şu istikrar var ya..

Bir geri gelebilse…

Bir onu kalıcılaştırabilirsek…

O'nu Demokrasiyle, demokratikleşmeyle, halkların ve hakların "özgürlüğü ve yaşam serbestiyetiyle" buluşturup, entegre edebilirsek..

Kim tutar bizi; Diyarbakır'da uçar.. Türkiye'de uçar…

Yeter ki beklenilen "istikrar" sağlanabilinsin/sahip çıkılabilinsin…

KAMU HASTANELERİ GENEL SEKRETERLİĞİ NE İŞ YAPAR?

Aldığım bir e-mail…

Ve üst düzey yetkilinin anlattıkları..

Hakikaten…

Diyarbakır için hep ifade ettiğim "sahipsiz kent" tespitimin boşuna olmadığına bir kez daha "hak" verdi…

Şehr-i Diyarbekir sahipsiz!

Özellikle de kamu kurum ve kuruluşlarının içerisinde bulunduğu; keyfiyet arz-ı nedeniyle?!

***

Aldığım e-mail'in muhtevası kapsamlı..

Ama, tamamen Diyarbakır'daki Sağlık Kurumları'yla alakalı..

Kamu Hastaneleri..

Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği..

İl Sağlık Müdürlüğü..

Ve Halk Sağlığı Müdürlüğü…

İşleyişleri.

Akçeli işlerle ilgili ihale ve hizmet alımlarına dair şabiler!…

Birçoğu "teyide" muhtaç…

***

 

Zaten bizde bu iddialara bodoslama dalmayacağız.

Sorgusuz-sualsiz olmaz..

Bazı meslektaşlarımın yaptığı gibi olmayız..

Yargısız infaz olmaz!

Mesleki ilkeler içerisinde;

E-Mail'in içeriğini zaman tüneli içerisinde araştıracağız..

İlgili ve yetkililerle görüşeceğiz..

Gerekirse "suçlanana" da soracağız...

Onun için şimdilik diyerek; iddiaları "doğruluk" derecesi noktasında zaman içerisinde sizlerle paylaşacağız.

***

Ancak,

Üst düzey yetkilinin "iddialara" ilişkin ifadesi çok önemliydi..

Çünkü "kurumlara" yakın biri…

Dediği şu "bu anlatılanlar" devede kulak değil..

Buz dağının görünen yüzü.

Ya görünmeyen yüzü...

Ne yazık ki…

Denetleyen..

Sorgulayan..

Soruşturan "mekanizma" yok..

Olmadığı için de; "istenildiği gibi" birileri "sahada cirit" atabiliyor..

***

Dedi ki.

Bırakın iddiaları..

Kimin, hangi idarecinin, siyasetçiyle bağlantısı var...

Ya da, söz sahibi şahsiyetlerle kurduğu "akçeli" ilişkiler…

Hangi ihale; kime nasıl "adrese" teslim edildiğini…

Bunları bilen biliyor…

Ama birileri görmüyor..

Siz bir soruşturun Kamu Hastanelerinin "Genel bütçesi" ne kadar?

Bu bütçeye karşı nasıl bir hizmet üretiliyor?

***

Bu uyarı ve anlatım üzerine araştırdım…

Karşıma öylesine bir rakam çıktı ki…

"Dudak uçuklatıcı…"

550 milyon lira..

Evet, Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliğin yıllık bütçesi bu kadarmış!..

Dile kolay…

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin yıllık bütçesinden daha fazla!…

Ki belediyenin bütçesi; 480 milyon lira!

***

İki kurumun işleyişine bakalım...

Düşünün!

Büyükşehir Belediyesi 2 milyon nüfuslu kentte hizmet ediyor..

Yoldur.. Sudur.. Kanalizasyondur..

Sağlıktır…

Sosyal-kültürel faaliyetlerdir…

Köydür, ilçedir…

Hepsine bu bütçeyle "hizmet götürebilme" çabası içerisinde!…

***

Bu arada, sakın bu örnekleme!

İki kurumu "eşleştirerek" yazı konusu etmem!

Belediyenin çok "iyi işler" yapıyor..

Herhangi bir hilesi-hurdası yok..

Her şey güllük-gülistanlıktır anlamı çıkarılmasın…

Böyle bir kastım da söz konusu değil..

***

Neyse!

Kamu Hastaneleri Birliği…

Sayın Genel Sekreter Dr. Murat Karğın…

Diyebilir mi ki?

Böylesi devasa bir bütçeyle; "şu hizmetleri"…

Şu binayı…

Şu hastaneyi "mevcut" standartların üzerine çıkardım…

Göreve geldiğim tarihteki; başarı grafiğim bu.

Sanmam diyebilsin!

***

Eğer, azda olsa yapmış olsaydı…

Görürdük..

Ve bugün burada gelen şikâyetlerden söz etmezdik…

Hasbi halimiz yapılan hizmetler olurdu?

Evet, arıza-i durum yüksek…

Eee…

Odasından dışarıya bakmayan idarecinin…

Elbette ki; "kapalı kapılar ardında" bir hayli işi olmalı ki!…

Velhasıl…

Öyle görünüyor ki.

Önümüzdeki günlerde arkadaşlarla birlikte "Sağlığın" sağlıksız haliyle bir hayli meşgul olacağız!

***

BİRİ BİZİ BİLGİLENDİRSİN!

Evet..

Ya Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı..

Ya da, Dicle Üniversitesi Rektörlüğü bir bilgilendirme yapmalı!…

Çünkü çok konuşulan bir hadise..

Mevzuu şu!

Üniversitenin sahip olduğu kampüs…

Yani, mevcut arazisine "yeni yeni imar" veriliyor…

Ki imar ve Arazi'lere yeni "sahiplerin" çıkmasındaki; dengesizlik ayrı mevzu!…

***

Benim bilgilenme istediğim şu!

Belediye…

Yollar..

Patika yollara karşılık Üniversite'den "toplu bir arazi" almış…

Malum "yollar ve patika yollar" dahi mevzuata göre, Belediyenin!…

İşte bu mevzuat üzerine…

Belediye'ye denilen o ki, 200 dönüme yakın bir arazi tek bir alanda, Üniversite yönetimi tarafından "yollara" karşılık olarak vermiş.

***

Ne hikmetse belediye de "gelir amaçlı" bilahare bu araziyi "ihaleyle" satışa çıkarmış.

Ve satmış!

Şimdi, yine aynı işleme benzer bir işlem daha yapılmak istenilmiş.

Ama bu kez; Mahkemelik..

İtiraz var.. Hukuki bir engel söz konusu…

Mesele özetle bu..

Bilgilendirme bekliyorum…

İşin arka kısmında kalan teferruatı da, bilahare bilgilendirmeyle konuşuruz…

***

ARINÇ NE DİYOR?

TRT için…

Diyor ki; "ambargo" uygulanıyor..

Yani, TRT kendisine "ekranını" kapatmış, onu konuşturmuyor..

Davet etmiyor…

Ve bunu, İktidara muhalifliğiyle bilinen CNN TÜRK'te söylüyor…

İnanılması güç!…

***

Dile kolay!

İktidardaki partinin kurucusu olacaksın..

12 Yıl bir fil bu alanda aktif olacaksın.

"Bakan, Başbakan Yardımcısı, Meclis Başkanlığı" yapacaksın…

Ve bu süre zarfında; TRT'nin de "sorumlu makamı" olarak, bulunacaksın..

Siyasetin de, popülaritesi yüksek, isim diye tanınacaksın…

***

Ancak…

Tüm bunlardan..

Yani aktiflikten "ayrılmanın" üzerinden, daha ay geçmeden..

Tabiri caizse!

Daha oturduğunuz koltuk "soğumadan", bu hal-i vaziyetin yaşanması…

Doğrusu; şaşılacak bir şey…

***

Arınç…

Belli ki bir hayli "canı" yanmış..

Gördüğü muameleden dolayı "içlenmiş" gadre uğramış!…

Diyeceksiniz ki…

Siyasetin "doğasında" bu ötekileştirme var…

Doğru ama…

Arınç'ın bana göre bu anlattıklarındaki meramı; AK Parti'nin hızla AKP'lileşmesine dikkati çekmektir…

Bağdaki evdeki misal…