YAŞANANLAR; KAHREDİYOR?
Gel de!… Evet, gel de, kahrolma…
Lanet etme… Öfkeye kapılma…
Çığlık çığlığa; "yeter artık" deme!
Diyorum… Hem de milyonlarca kez…
Buradan avazımın çıktığı kadar diyorum.
Yeter artık.. Yeteeer…
***
Çünkü yaşanan ve yaşatılanlar karşısında;
"gark" olmuş durumdayız!
İşte Sur içi… Ölümlerin… Öldürmelerin…
Kan.. Barut.. Bomba.. Silah.. Hendek.. Barikat.. Tank,
top..
Toma.. Sokaklar.. Caddeler.. Evler "ölüm"
tuzağı!
Eller tetikte.. Gölgeye bile ateş ediliyor.
***
Günlerdir… Haftalardır.. Aylardır…
Yasaklar var… Operasyon ve çatışma var.. Dışarıdan
duyulan tek ses var.. O da "silah sesleri.." Ötesi bilinmiyor..
Felaketler..
Ne oluyor, ne bitiyor; ölen kim kalan sağ kim meçhul..
Var olan; fısıltı gazetesine dair bilgiler..
***
O da beyin kemirici.. Provokasyon üretici..
Ama görünen o ki; Sur ilçesi boşaltılmış.
Bölge insansızlaştırıldı..
Evler, işyerleri virane.. Her yer yakılmış vaziyette..
Hayalet sokaklar ve caddeler.. Kan, barut ve ceset
kokuyor..
Hayat yok..
***
İş.. Aş… Ticaret.. Ekonomi.. Alış-veriş hak getire..
Esnaf… İşyeri sahibi; "kan" ağlıyor…
Malını-mülkünü terk edenler… İflas bayrağını çekenler..
Maliye önünde kuyruklar oluşturup; "ben bittim"
diyenler..
Yüzlerce.. Binlercesi sırada; kepenk indiriyor.
***
Özetle; tarihin, medeniyetin, kültürün mekanı
"imdat" diyor..
Yeter.. Yediniz, bitirdiniz beni!
İliğime kadar indiniz. Kan-revan içerisinde bıraktınız..
Her türlü felakete karşı; binlerce yıl kendimi korudum.
Ama sizin kahredici kirli savaşınız; "beni
virane" etti..
***
Gözünüz dönmüş.. Ne vicdan, ne izan kalmış!
"Öldürmekten, yok etmekten" başka düşündüğünüz
yok.
Camilere.. İbadethanelere bile artık; saygınız kalmamış.
Kurşunluyorsunuz. Ateşe verip yakıyorsunuz…
***
İşte son marifetiniz!
Fatih Paşa Camii…
Diğer adıyla; Kurşunlu Camii…
Ateşe verildi…
Ve insanlığın gözleri önünde; "çayır çayır"
yandı..
Kimse de; müdahale etmedi.. Yangını söndürmek için;
"bir damla su dahi" taşımadı…
***
Taşıyan olduysa da!
Hamle yapmak isteyen de..
"Çatışma var.. Güvenlik sorunu var" denilerek;
uzaklaştırıldı..
Bir gün önce, Paşa hamamı yakıldı…
Ayaklarından vurulan, Tahir Elçi'yi dibinde kurban veren
Dört Ayaklı minare…
***
Sur'u Sur yapan.. Amed'i Diyarbekir.. Diyarbekir'i de;
Diyarbakır yapan; "sembolleri" yok ediyorsunuz..
Siz.. Sizler.. Her kim iseniz…
Hal-i hazırda; "Tarih ve Kültür" soykırımı
uyguluyorsunuz!
Nereye kadar sürecek?
***
Elbette.. İlelebet sürecek değil..
Allahû Teâlâ… Yanan ateşe; "kendince" su döküp,
söndürecek.
Ama edilenin de, yapılanın da; hesabını soracak.
Ki beşeriyette soracak…
Kimin.. Kimlerin… Gaflet ve delalet içerisinde olduğuna
dair..
İşte; Sur'un çığlığı böyle…
***
Benim çığlığıma gelince…
Kurşunlu cami… Devletin ve milletin gözü önünde…
Saatlerce… Alev alev yanmasına, kül olmasına "kim
nasıl rıza" gösterdi?
Hani burası; YDG-H'lilerden arındırılmıştı..
Özel Harekat temleri.. Tomalar.. Zırhlı araçlar,
Camii'nin avlusundaydı…
Burada; "namaz" kılınmıştı… Güvenlik altına
alınmıştı…
***
Nasıl oldu da? Yeniden YDGH'liler o bölgede varlık
gösterebildi..
Patlayıcı atıp, Camiyi yaktı.
Ki farklı iddialar söz konusu.. Ama diyelim ki,
YDG-H'liler yaptı..
Anında müdahale edilip; bölge güvenlik koridoruna alınmaz
mıydı?
***
İtfaiye ekipleri çağrılıp..
Her şeye rağmen… O 500 yıllık mabet "yangından"
kurtarılamaz mıydı?
Ya da havadan yangına müdahale edilseydi..
Edilseydi, kurtarılırdı..
Bırakılsaydı, Diyarbakır ahalisi kurşunlara kendisini
siper edip, yine de o "yangını" söndürürdü..
Şimdi ardından gözyaşı döküyor.. Öfke kusuyor
müsebbiplere..
***
Yangın nasıl çıktı, kim çıkardı?
Bilinçli mi, planlı mı, yoksa kaza mı, değil mi bilmem..
Ama yangını söndürememe…
Müdahalede imtina etme bir devlet zafiyetidir.
Ötesine bakmam! Bunun sorgulanması, irdelenmesi gerekir…
***
Nitekim, İHA'nın bir iddiası var.. Zafiyet ve ihmale
dair…
Ne diyor, haber ajansı..
"Olay yerine çekim yapmaları için götürülen AA
muhabirlerinin güvenliği sağlanırken, hem itfaiyenin hem de güvenlik güçlerinin
yangına müdahale etmemesi, bunun yanı sıra havadan da herhangi bir müdahalede
bulunulmaması ihmali gözler önüne serdi"
***
Velhasıl… Çığlığım şu ki…
Son aylarda, çözüm sürecinin "askıya"
alınmasından itibaren..
Bölgemizde olup-biten şiddet, terör tamamen;
"Kürtlerin ve bölgedeki tüm yaşayanların" varlıklarına yönelik,
suikasttır..
Yakılan da, öldürülen de, vurulan da
"kardeşliktir…"
Rehin alınan; "bin yıllık" geçmiştir.
***
TARİH İÇİN ÇOK DİLLİ ÇAĞRI
İşte, sosyal medya üzerinden yapılan çağrı..
Toplumun her kesimi var..
UNESCO’ya çağrı niteliği taşıyan “Diyarbakır Kalesi
içindeki tarihi eser tahribatını engelleyin” çağrısı..
Bir kampanyaya dönüştü…
Çağrı…
İngilizce, Türkçe, İspanyolca, Arapça, İsveççe,
Fransızca, Ermenice, Kürtçe, Lazca, Farsça, Zazaca, Soranice…
Yani birçok dil ve lehçeyle yazılmış…
***
Mesaj şöyle..
“Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri kültürel peyzajı alanındaki
tarihi eser tahribatını ve sivil katlini engelleyin!
Sadece Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Yahudilerin,
Türklerin, Arapların değil, tüm milletlerin ve dinlerin ortak mirası olan ve
gelecek nesillerin de görmeye, dokunmaya hakkı olduğu Diyarbakır Kalesi
içindeki binlerce yıllık tarihi eserler umursamazca tahrip ediliyor.
Bu tarihi eserlerin dostu/koruyucusu siviller
katlediliyor.
Bu trajediye kayıtsız kalmayın.
Lütfen bir şeyler yapın, tarih ve insan katliamını
durdurun!”