YOL İKİYE AYRILIYOR?
Altan Tan…
Yine..
Evet, yine bildik "çıkışını" yapmaya devam
ediyor.
Mekanizmayı seriye almış..
Saydırıyor…
HDP'ye..
Kandil'e..
Siyasal iktidara…
Gelinen aşamanın da "Kürt siyaseti için de" yol
ayırımı olduğuna dair?
Haksız da değil..
Haklı..
Ama haklılık ne yazık ki hali hazırda "tek
sesle" değil, çok sesle gelişim kaydediyor.
***
O cümlelere bakalım..
Altan'ın ağzından çıkan ve üzerinde mülahaza edilen
nedir?
Diyor ki..
"Kürt siyasetinde bir yol ayrımındayız şu an…”
Çatışma…
İç savaş..
Devrimci halk savaşında "ısrar" edenler..
Ve buna karşı olup..
Demokratik mücadeleyi seçenlerin "bir yol
ayrımı" söz konusu?..
***
Olması gerekmez miydi?
Bence, geç bile kalınmış..
Daha önceden "sesler gürleşerek
yükselmeliydi.."
Daha Demokratik..
Daha Barışçıl..
Daha birlikte "yaşam" değerlerine dair
'saflar" netleşmeli-söylenmeliydi..
Ki kim silahı.
Kim demokrasiyi "benimsiyor" ortaya çıksın
diye..
Bu minvalde bir kıpırdama var..
Gelişiyor..
***
Pek tabi ki yine..
"Muhafazakâr" Kürtlere vurgusu var Tan'ın...
HDP'nin tabanı…
Geniş bir taban "muhafazakâr" ama üst yönetim
aklında "temsiliyet" yok..
Yani, "Parti Yönetiminde" kendisini gibi
muhafazakâr isimler neden "yokuz?" sözüne getiriyor.
Öyle ya..
Yüzde bire dahi "tekabül" etmeyenler..
Parti "eş başkanı" iken…
Muhafazakâr "Kürtlerin" parti temsilliyetinde
"olmayışı" bir handikap değil mi?..
Kabul edilir değil..
***
Altan bunu ifade ederken şöyle diyor..
"HDP’nin geniş tabanını temsil eden dindar,
muhafazakâr kitle sadece şahıslar bazında değil kendi gücü oranında bir temsil
isteyecek.
Yani “Altan Tan’ı aldım yerine Mehmet’i koydum” diyerek
değil fikir ve program anlamında bir temsil isteyecek."
***
Tan..
Uzun dönemdir "Parti yönetiminde" muhafazakâr
kesimin olmayışını..
Daha açık ifadeyle..
Kendi gibi parti içerisindeki bazı isimlerin,
"bulunmayışına" dair, ortaya koyduğu çıkışı ilk değil..
Birçok kez bunu dile getirdiğini biliyoruz..
Ama bu kez, yol ayırımını ikmale getirerek, "Yeni
parti gelebilir" söylemiyle, dikkatleri çekti..
***
Bu konudaki çıkışı da şöyle..
"Demokratik ve legal siyaset tercih edilir ve
muhafazakâr kitle partide etkili olursa ayrıma gerek kalmaz.
Fakat bu savaş
stratejisi devam ederse ve ağırlıklı sol, sosyalist, seküler söylem devam
ederse farklı oluşumlar olabilir.
Siyaset boşluk kabul etmez."
***
Bu çıkışa acaba diyorum..
"Muhafazakâr" görünen diğer HDP'li Vekiller ne
diyor?
Düşünceleri nelerdir?
Aynı safta yer alıyorlar mı?
Yoksa kronikleşen "siyasi" tavır içerisinde
"boyun eğenler mi?"
Mesela…
Eski müftü, Nimettullah Erdoğmuş..
Ya da, akademisyen Kadri Yıldırım hoca…
Onlar, "parti yönetiminde" muhafazakâr
"Kürtlerin" söz sahibi olamayışına nasıl bir fikri beyan
içerisindedir..
Merak etmiyor değilim..
***
Olsalardı..
HDP yine böylesine "sertliği" benimseyen..
Şiddetin..
Silahın "arkasına" geçip savunur muydu?
Ya da, "Sırtımızı" dayadık, "Türkiye'yi
tanımıyoruz" denilir miydi?
Veyahut..
"Çözüm sürecindeki" rotayı devirenlerin başında
gelinir miydi?
***
Doğrusu…
Böyle bir vaziyet ikmale gelmiş olsaydı..
Sanmıyorum ki..
HDP "marjinal" kimlikte olurdu…
Siyasetini "gerilimin, kavganın" üzerine
kurgulamazdı..
Daha barışçıl.
Daha uzlaşmacı, "istişareli" olurdu.
***
Tan'a..
Murat Karayılan'ın bir "beyanı"
hatırlatılıyor..
1 Haziran'daki..
"Devrimci halk savaşı ile Bağımsız Kürdistan’ı
hedefliyoruz.
Yeni bir dönem başlayacak?"
Tan'ın cevabı burada net..
Ki Kürtlerin yüzde 80'i, 90'ı "aynı" fikirde
diyebilirim..
***
"Kürtlerin geleceğini, Türkiye’nin
demokratikleşmesinde, ortak vatan haline getirilmesinde görüyorum..
Karayılan’ın açıklaması bütün legal kapıları kapatmak
demektir.
Topyekûn savaş budur.
Kürt halkı devrimci halk savaşını istemiyor.
Bu yüzden daha soğukkanlı cümleler kurmamız
gerekiyor."
***
HDP'nin..
AK Parti’ye "dair" ortaya koyduğu siyasete de
atıfta bulunurken..
Şu uyarıyı yapıyor..
"Tayyip Erdoğan'ın düşmesi için Türkiye cehenneme dönecekse
dönsün, yanacaksa yansın" diyemeyiz.
AK Parti’yi düşürmek için iç savaş yolu seçilirse
sonucunda askeri darbe olur..
Bu da bir felakete yol açar..
Çare siyasettir.."
***
Tan şu gerçeğe de dikkat çekiyor..
Özellikle..
Hendek.. Barikat.. Öz Savunma..
Öz Yönetim..
Ve peşinden gelen, operasyonlar, çatışmaların
"yarattığı yıkımlara" dair..
Kürt halkı…
Hal-i hazırda "tümüne" karşı sırtını çevirmiş;
"tepkili.?"
***
Bu tepkiyi Tan şöyle analiz ediyor..
Kürt seçmenin büyük bölümü..
HDP'nin şu anki siyasetini yeterli bulmuyor.
AK Parti'ye de kızıyor..
PKK'ye de devlete de öfkelidir..
Çözüm ve barış arıyorlar.
Demokratik haklarının tanınmasını istiyorlar..
Bu siyasi tablo nereye doğru evrilir, göreceğiz..
***
Şu bir gerçektir ki..
Kürtler..
Kürt halkı artık "şiddet, çatışma, kan ve
gözyaşı" istemiyor..
Yoruldu..
Artık şu çığlığı net atıyor..
"Ne benim için öl, ne benim için öldür?
İstemiyorum.."
***
Tan'a göre..
Halkın çocukları ölürken "PKK çok iyi yaptı"
demiyorlar..
Ama devlete "bundan sonra senin arkandayım" da
demiyorlar.
Çünkü "sorun daha" çözülmedi..
Kürtlerin legal direnişleri, demokratik talepler devam
edecek..
Ak Parti bunu karşılayabilecek mi?
PKK'yı temizlemekle iş bitmez.."
Tan'ın son sözü önemli..
"Devletin Çözüm projesi" ortaya koyması
gerekiyor..
***
Sonuç itibariyle…
Gelinen aşama; "yeni bir yol" haritasını
zorunlu kılıyor..
Kim nasıl bakarsa baksın..
Neleri "ikmale" getirirse getirsin..
Çatal bir yolun kavşağındayız?
Biri çıkmaz..
Diğeri, önü açık, ufuklara doğru gidiyor..
***
Tabi bu yol ayırımı salt Kürtler için değil..
Ya da Kürt partilerinin "siyaseti" için değil..
Türkiye'nin siyaseti için, geçerli..
Eğer ki..
Siyasal mücadelede; "demokratik" yolları
benimsiyorsak..
Ki benimsemeliyiz..
O zaman, A'dan, Z'ye "değişimi"
geliştirmeliyiz..
****
Ayrıştıran değil..
Bölen-parçalayan değil..
Geren.. Kavgayı körükleyen "siyaset" dilini
değil..
Birleştiren..
Bütünleştiren..
Duyguları..
Değerleri saygıyla kabul eden..
"Gönül restorasyonunu" benimseyen olmak, buna
göre siyaset üretmek gerekir.
Dil barışçıl olmalı..
***
Bunun öncüsü olacak?
Lokomotifi yürütecek olan da..
Cesur sivil bir irade "olması" gerekir..
Aksi taktirde..
Bugünümüz yarından daha beter olur ki.
Zaten birilerinin yapmak istediği de; "bu…!"
değil mi?
Türkiye'de "makas" açılsın, ahali yol
ayırımında dağılıp gitsin?