12 EYLÜL'ÜN İZLERİ...
Tarih yaprağı…
12 Eylül 1980'i gösteriyor…
Bu tarih…
Hiç kuşkusuz ki, herhangi bir tarih değil…
Bu tarih…
Türkiye'yi…
Türkiye'deki hakları…
Devletiyle…
Milletiyle "karanlığa" boğan..
Baskının..
Zulmün..
İşkencenin..
Enva-i insanlık dışı zalimliğin yaşandığı..
Ülkenin "geleceğini" ipotek altına alan..
Vesayeti..
Postal gücüyle eline geçiren Emperyalizmin maşası olan bir zümrenin "kanlı tarihidir" 12 Eylül 1980...!
***
Bugün…
İşte o tarihin, üzerinden 38 yıl geçti…
Zihinlerden; silinmez bir tarih…
İdamların…
İnfazların…
Cezaevlerinde…
Gözaltılarda…
Askeri karargâhlarda "kötü muamele ve insan hakları ihlalleri..."
İzleri hala var…
Hem de, "yürek yakan, öfke yaratan, nefreti, ırkçılığa" ikmal ederek..
O kanlı darbede..
Dile kolay 650 bin kişi gözaltına alındı..
7 bin kişi idam cezası aldı.
50 kişi idam edildi..
Ki "çocuk yaştakiler", yaşları büyütüldükten sonra "dar ağacına" çekildi..
14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı..
100 bin kişi "örgüt üyeliğinden" yargılandı.
30 bin kişi sakıncalı görüldü.
On binlerce insan "işinden, aşından" edildi…
Yüzlerce gazeteci yargılandı; ceza aldı…
Kapatılan gazete…
Ceza alan dergilerin; haddi hesabı yoktu…
***
Darbeci Evren ne diyordu..
Ki hafızalardan silinmeyen bir ifade..
17 Yaşındaki Erdal Eren için..
"Asmayalım da, besleyelim mi?"
1961 Anayasası rafa kaldırıldı..
Darbe sonrası, üç yıl içerisinde bir çok önemli kanunlar değişti..
Evren komutasında belirlenen bir "Danışma Meclisi" Anayasa hazırladı.
Ve güdümlü bir referandumla; "yüzde 92 evet" oyu aldı..
Kendilerini de; "koruma altına" aldılar..
Geçici 15'inci madde..
Neydi?
“Askeri Yönetim üyeleri ömür boyu yargılanamazlar!”
Ve o tarih…
Demokrasinin kazandığı…
Cumhur iradesinin hükmettiği…
Sivilin artık "ülke idaresinde" söz sahibi olacağı; referandum geldi..
Yani, 12 Eylül 2010..
15'inci madde kaldırıldı..
Yargılama hükmü getirildi..
***
O kanlı darbenin sorumluları hakkında dava açıldı..
Rütbeleri söküldü..
Ağırlaştırılmış müebbet cezası alındı..
Sonuç derseniz?
Temyiz süresinde 10 Mayıs 2015'te Evren öldü..
Şahinkaya da, 90 yaşını aştığı için; "davanın düşmesine" karar verildi..
Sonuç itibariyle..
12 Eylül…
Bir "neslin yok edilmesine…"
Bir "neslin asileşmesine…"
Bir "neslin de devşirilmesine" neden oldu..
Bir değil..
Binlerce kez lanet olsun; o güne ve günün müsebbip aktörlerine!
***
Bakınız..
Orhan Miroğlu..
AK Parti eski Milletvekili..
Şu an, MYK üyesi..
Diyarbakır cezaevini, o günün aklının "özel olarak" seçtiğini söylüyor..
Anlatıyor; yaşadıklarını..
"14-15 yaşındaki çocuklara çocuk koğuşu vardı ve o çocuk koğuşunda da akıl almaz işler yapılıyordu.
60'a yakın marş ezberlemişti herkes.
Çıplak havalandırılmaya çıkarılmak, buzların üzerinde süründürülmek, her gün copla tecavüze uğramak.
Aklınıza gelebilecek çok kaba, insan onurunu yerle bir eden birçok uygulama vardı.
Maddi ve manevi olarak bir kişiliksizleştirme, bir kişilik katli gibi düşünebilirsiniz.
Nitekim bu işin başındaki İç Güvenlik Amiri Yüzbaşı Esat Oktay (Yıldıran), bunu sürekli söylüyordu.
Hep şunu söylerdi,
'Size öyle bir program uygulayacağım ki buradan çıktığınız zaman kendinizi tanıyamayacaksınız'.
Gerçekten de böyle oldu.
Sonra ne oldu?
O kendini tanıyamayan birçok insan, 90'lı yıllarda JİTEM'in bölgedeki faaliyetleriyle buluştu ve 400-500'e yakını JİTEM saflarında bu defa insan öldürmeye başladılar.
Birçok faili meçhul cinayetin işlenmesinde aslında sonraki dönemde o Diyarbakır Cezaevi'nde samimi itirafçı olan birçok kişi, bu defa faili meçhul cinayetlerin sağda, solda işlenmesinde tetikçi olarak, planlayıcı olarak da bazen kullanıldılar.
Böyle bir sürekliliği var."
***
Miroğlu'na göre bu vahşetin planı şuydu..
Tezgâh hazırlanmıştı…
Diyarbakır cezaevinde çıkan; "normal hayata" gitmesin…
Eline silahını alsın; "dağa" çıksın…
Çıkanlar soluğu "Beka’da alsın" diye yapıldı…
İşkenceler, baskılar, insanlık dışı vahşet!
Yani; bilinçli bir plan…
Devletin içerisindeki bir grubun isteğiydi…
Nitekim Türkiye hala bunun sonuçlarıyla; uğraşıyor!
Diyarbakır cezaevinin "merkezi tercih" olarak görülmesini de; "Kürt meselesine" bağlıyor Miroğlu!
Ve Öcalan'ın şu ifadesine, dikkat çekiyor…
'Diyarbakır Cezaevi olmasaydı biz de olmayacaktık' demişti."
***
ŞANS RUHUSUNUZ!
İlahi Kemal Bey!
Yine…
Evet yine; "büyük laf" etmişsin..
Diyorsun ki…
Erdoğan..
AK Parti…
Türkiye'yi "yönetemiyorlar…"
Artık, dayanamazlar…
Gidecekler…"
İyi de…
17 yıldır "iktidarlar…"
Ve siz de "ana muhalefet" partisinin liderisiniz..
Yerel..
Genel..
Referandum..
Sayısı, iki parmak sayısını geçen "seçimler" geçirdi..
Ama hepsinde; "onlar" kazandı..
Sen hep; "kaybettin.."
Biliyor musun?
İnan..
Sen..
CHP'nin "başında" bulunduğun müddetçe..
Zihniyet aynı "zihniyet" sürdükçe..
Milleti..
Devleti..
Coğrafyayı "üst akılla" düşman kestikçe..
Onlar; "hep ülke yönetimi" ellerinde tutarlar…
Öyle ki..
Salt şu an ki, "zevat" değil..
Torunları.
Ki torunlarının torunları dahi; "uzun ömürlü iktidarları" ellerinde tutarlar...
Diyeceğim o ki..
İlahi Kemal..
Varlığında..
Fikriyatında..
Koltuk işgalinde..
Parti içerisindeki "iç dağınıklığında" değirmenlerine "döndürme" suyu olarak akıyor..
Neyse!
Siz kontrollü "siyasetinize" devam edin..
Hep derim…
Türkiye'ye "bir bela!"
Ak Partiye "bir şans" ruhusunuz!
***
DEVRİM Mİ?
Kim?
Kimin devrimi?
Neyse!
Soru ikilemiyle kafa karışmasın..
CHP bir "hazırlık" içerisinde..
4'üncü "Devrim'i" icra edecekmiş..
Maşallah…
Ne "devrimler" yapıldı..
Eee..
Adamlar "devrim" yapmaktan; iktidar olmaya vakit bulamıyorlar..
Ha bir de..
Gazeteleri Cumhuriyet için; "zil takıp oynayan, zılgıt çalıp ağlayanlar var!"
Vallahi; "zihniyetlerini" anlamak zor..
Birileri de; "Cumhuriyet özüne" döndü..
Vallahi; "bildim bileli" hep "özünü" yaşamıştır..
Hep, ülkesine ve milletine "hasımlık" icra etmiştir..
Çünkü "Cumhuriyeti", cumhursuzlaştırmıştır…
Var mı ötesi?