REKTÖR GÜL'E SORULARIMIZ!
Dicle Üniversitesi Rektörü…
Prof. Dr. Talip Gül…
25 Aralık'ta, "Manşet'ten" köşesinde sormuştuk…
Sayın Gül…
"Size yönelik" sorularımız var diye?
Lütfen yanıtlayın…
Ki kamuoyundaki; "spekülasyonlar" son bulsun…
Ne yazık ki…
Üzerinden günler geçti…
Ne Gül'den…
Ne Dicle Üniversitesi’nden…
Ne de, "soruların aktörlerinden" ses yok…
***
Doğrusu!
Bir cevabın.
Bir beyanın.
Ya da bir sesin gelebileceğine dair bir beklenti içinde değildim…
Nitekim.
Önceki yazılarımda ilan etmiştim.
Dicle Üniversitesi…
Pozitif.
Negatif…
Her ne vakıa söz konusuyla; "üç maymuna" tabidir…
Ki burada da, öyle görünüyor.
***
Neyse!
Mevsim kış ya…
Ben, "o okkalı" ve cevap verilmesi gereken soruları duymamışlar diyerek...
Bir kez de…
"Kalemin dili" köşesinden sormak istiyorum…
Bu kez “uyanıp, görüp duyabilirler” diye
Sayın Gül…
Şeffaf ve samimiyet sahibiyseniz!
Ki öyle biliyoruz…
Birçok mevzuda "dibi oyulan" bir makamda oturuyorsunuz…
Kumpas odaklı.
Bir "kayyumla" o makamın ele geçirilmeye çalışıldığını da!
***
Niyet hâsılıyla!
Vaziyete vakıf olmanız açısından…
"Dikkat" çekerken…
Sizin muhtevası geniş sorularımızı "görmeniz!"
İdari..
Akademik..
Ve tabi ki "tahkikatlı" bir cevap ikmaline girmenizi istiyoruz…
Evet..
Sorularımızı, bir de "bizim dilimizden" aktarıyoruz..
***
İŞTE O SORULAR..
FETÖ ile mücadele ettiğinizi söylüyorsunuz!
Olması gerekir...
Ki FETÖ gibi bir ihanet affedilemez…
Yani, mücadeleniz güzel, hoş bir çaba!
Ancak ne var ki; "bir kayırma" söz konusu…
Şöyle ki…
FETÖ ile mücadele için koyduğunuz kriterlerde arıza var…
En önemli kriter, "Bank Asya hesabının varlığı" görülürken, niçin tüm öğretim üyeleri ve eski dönemde idari görev almış personeli dahil etmediniz?
Kayırma yaptınız.
Sadece belirlenen kişilerin "hesaplarını kontrol ettiniz"
Neden?
Var mı bir gerekçeniz?
***
Hacı Yılmaz..
Üniversitenin "Genel Sekreter" kadrosunda..
FETÖ döneminin "mağdurlarından" biri…
Çok konuşulan bir isimdi..
Yılmaz "mahkeme kararıyla" görevine iade edildi…
Ama bir yıl süreyle, "bekletildi"…
Bundaki kasıt neydi?
Ne hikmetse, "İdare mahkemesinin" verdiği yeni kararı..
Onun aleyhine "değerlendirip" hemen işleme sokup; "görev iptali" yaptınız?
Neden?
Bu hızlı ve jet "kararın" var mı bir gerekçesi?
Yılmaz gitti, yerine Kenan Yakupoğlu geldi…
Tabi burada Yılmaz'a da bir sorum var..
İstifa ve Yakupoğlu gelişine dair; "söyleyeceğiniz bir şeyler yok mu?"
***
TIP FAKÜLTESİ AİLE ŞİRKETİ Mİ?
Ne yazık ki..
Tablo bu ifadenin de ötesinde…
Şöyle ki...
Hatırlarsak, Sayın Gül!
Sizden önce "kayyum" atandı…
Rektörlük makamına, Prof. Dr. Gülfettin Çelik oturdu…
Ki 20 gün görev yaptı.
Çelik göreve atanır atanmaz ilk ataması; Tıp Fakültesine dekan oldu..
Prof. Dr. Ufuk Aluclu…
Aluclu, "kamuoyunun" yakından tanıdığı biri…
FETÖ döneminde, YÖK'te önemli bir görev almıştı…
Eşi de FETÖ’nün Üniversitesinde; "aktifti…"
16 Temmuz sabahına kadar; "aktif çalışan bir öğretim üyesi" idi.
Prof. Çelik bunu bildiği halde o kritik süreçte bu atamaya nasıl onay verdi bilinmez?
Sormak lazım...
FETÖ iltisaklı okullarda çocuklarını okutanlar ihraç edilirken..
Sorgulanırken..
Yargı önüne çıkarılırken…
Aluclu neden ısrarla "Tıp Fakültesine dekan" olarak atandı?
Nitekim fırsat kollayıcı bir akılla...
Aluclu…
Kısa sürede; "aileden" bir kadro oluşturdu…
Bacanağını yardımcısı yaptı…
Bacanak ne yaptı; "eşine 4 ayrı görev vererek", akçelerin gelişini artırdı…
Anlayacağınız!
Dekan da…
Dekan yardımcısı da…
Eşi de…
Yekûn bir yönetimle; "aile şirketi" misali, kadro tesisi yapıldı…
Dikkat edin…
Dekan yardımcılığı norm kadrosu iki..
Ancak, "aramıza yabancı girmesin" hükmüyle; "dekan yardımcısı" kadrosu boş tutuldu…
Atama yaptırılmadı?
Bunun izahı nasıl yapılacak?…
Bir de, FETÖ'nün üniversitesinin rektörü Mehmet Doğan…
Onlarla, akrabalık "bağları" var mı yok mu?
İzaha muhtaç...
***
REKTÖR YARDIMCISI NEDEN AYNI ZAMANDA BAŞHEKİM?
Ülke sathındaki, üniversiteler de benzeri var mı?
Bir koltukta; "çok karpuz!"
Neyse...
Ali Kemal Kadiroğlu…
Eski dönemde önemli bir görev olan "Mal muayene komisyonu başkanı" idi.
Ki "El üstünde" tutulandı…
O kadar güvenilir biri idi ki "son iki rektörlük seçiminde de divan başkanlığı" yaptırıldı?
Uzmandı…
Sonra, Kahraman Maraş Üniversitesine gitti…
Ne oldu, ne bitti, "anlaşılamadan", Üniversiteye "Öğretim üyesi" olarak geldi…
Kısa süre sonra; Rektör yardımcılığına getirildi...
Sonra mı?
Sonrası, asaleten atanmış olan Prof. Dr. Gökhan Kırbaş, "başhekimlik" görevinden alındı…
Cuk diye; "Kadiroğlu" o makamı üstlendi…
Rektör yardımcılığı…
Hastaneler Başhekimliği…
İzahı gerekli; "bir makam işgaliyesi..."
***
Soruyoruz…
Hal böyle cereyan ederken..
Sayın Gül!
Siz ve himayeniz; "nerdeydiniz? "
Sizin de dahliniz var mı?
Çünkü…
Asaleten atanan bir Başhekim hangi gerekçe ile görevden alınır?
Ya yolsuzluk yapmıştır…
Ya hırsızlık yapmıştır…
Ya da görevi kötüye kullanmıştır…
Ya da başarısız bir; yönetim sergilemiştir…
Hangisi?
***
Tabi ki…
Asil'i gönderdiniz…
Yerine "vekil" görevlendirdiniz?
Neden?
Görev isteyen oldu mu?
Ya da, "hocam bu olmalı diye" dikte eden?
İlginç olan…
Görevden aldığınız asil kişinin; "idare mahkemesine" gitmeyişi…
Hikmet-i mucibesi nedir?
Korku ve tehdit mi vardı?
***
Dedik ya.
Bir koltukta çok karpuz olur mu?
Kadiroğlu…
Rektör yardımcısı…
Hastaneler Başhekimi…
Bir de, Organ Nakli Bölüm Başkanı?
Sayın Gül!
Yok mu başka bir görev; "tevdi" etmeniz?
Mahareti yüksek!
Haberdar mısınız bilmem?
Çok makamlı zatın kız kardeşi Eda Kadiroğlu…
Dış hekimliği Fakültesi Hastanesi Başhekimi…
Sizce "etik mi?"
***
Bugünlük bu kadar diyelim…
Çünkü yazı hayli uzun oldu…
Akçeli işlere…
İhale yolsuzluklarına…
Ha bir de; HDP ve CHP akımından gelen "isimlerin" yönetimde yer alışları…
Bunları da yarın, hasbıhal ederiz…
Takipten ayrılmayın…
***
KHK'DAKİ DİL NİYETİ?
Hep derim..
Yasalarımız "don" lastiği gibi..
Her yöne çekilir..
Kim "güçlü" ise…
Kim iktidar ise…
Kim hükmün galibi ise; "kendisine göre" şekillendirir…
Onun içindir ki; "üstünlerin" sınıfı hep vardır..
Ne yazık ki..
İşte, KHK'lar da…
Maalesef bu minvalde ikmale getirildi..
Baksanıza…
Son çıkarılan KHK üzerinde yürütülen tartışma..
15 Temmuz'a dair..
Yani o gece ve sonrasındaki gün için…
Darbecilere direnen…
Karşı çıkan…
Tankların…
Topların…
Tüfeklerin…
Silahların…
Mermilerin karşısına geçip…
İman gücüyle; "canını" siper eden…
Elinde silah olmayan…
Eliyle…
Kuvvetiyle; "demokrasiye" sahip çıkanlar…
Darbecileri alt edenler…
Hiçbir şekilde "yargılanamaz, suçlu görülemez!"
Tabi ek bir madde dâhil…
Teröre…
Terörizme karşı direnenler de…
Ne var ki, "kararnamenin" dili arıza-i bir durum…
Kötü Türkçe mi?
Yoksa farklı bir "emel mi" taşıyor…
Belli değil…
Meçhuliyet içerisinde; "girdap" var?
***
Hafta sonu itibariyle…
Mevzuya odaklı "konuşmayan" kalmadı..
Hatta "kanun yazıcılar" dâhil olmak üzere…
Hepsi; "niyet" odaklı, ikna çabasında!
İktidar diyor ki..
Niyet; 15 ila 16 Temmuz'a dair…
Başka da yok…
Muhalefette ise…
Yok…
"Sonrası" ifadesi ucu açık; "diğer zamanları da" kapsar..
Özü itibariyle dersek..
Bu hengâmenin…
Bu "don lastiği" durumu..
Kafalardaki, "sorgulamayı!
Kaygı…
Tedirginliği…
Panik havayı; "gidermek için" adım atılmadı…
O da şudur…
Kanun yazıcılar…
Açık…
Net…
Muğlâk ifadelerden uzak bir "dil kullanmalı!"
Kimse; "Bir tarafa" çekmesin…
Ki "çobanı da, akademisyeni de" neyin ne olduğunu anlasın…
***
Hükümet, hamle yapmalı..
"Geri adım" değil…
"Yeniden yazım" düzeltmesine gitmelidir…
Virgüle de…
Noktaya da…
“İle”ye de…
“Veya”ya da..
“Ya da”ya çok dikkat etmeli…
Yoksa her tarafın "baykuşu" öter…
Baksanıza…
Mevzuu "iç savaşa" kadar taşındı…